1- Osmanlı İmparatorluğu Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, Toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır.

2- Osmanlı İmparatorluğu ile antlaşmayı imzalayan devletlerden biri veya birkaçı arasında anlaşmazlık çıkarsa, taraflar kuvvet kullanmadan önce, diğer imzacı devletlerin aracılığını kabul edeceklerdir.

3- Osmanlı padişahının 28 Şubat 1856’da ilan ettiği “Islahat Fermanı” Devletlere tebliğ edilecek ve devletler de bunu kabul edeceklerdir. Bu ferman, ilgili devletlere, Osmanlı İmparatorluğunun iç işlerine karışma hakkı vermeyecektir.

4- Boğazların kapalılığını öngören 1841 Boğazlar Sözleşmesi esaslarının devamlılığı kabul edilecektir.

5- Karadeniz tarafsız olacak ve askerlikten tecrit edilecektir. Karadeniz’deki tüm tersaneler yıkılacak ve hiçbir devletin donanması bulunmayacaktır.

6- Tuna’da ulaşım serbestisi yeniden kurulacak ve bunu sürekli kılmak için antlaşmayı imzalayan devletlerin temsilcilerinden bir “Tuna Komisyonu” kurulacaktır.

7- Eflak ve Boğdan’a muhtariyet verilecek ve muhtariyet devletlerin ortak garantisi altına alınacaktır.

Her iki eyaletin de birer meclisi olacak ve hiçbir devlet Eflak ve Boğdan’ın içişlerine karışmayacaktır.

8- Sırbistan’ın daha önce Osmanlı İmparatorluğu’ndan almış olduğu hak ve imtiyazlar devletlerin ortak garantisi altında olacak ve Osmanlı İmparatorluğu izinsiz olarak Sırbistan’a askeri müdahalede bulunamayacaktır.

Bugünlerde demokrasi hukuk ve adalet timsali kesilen tüm Avrupa Devletlerine karşıda durun hadi ! Yukarıdaki maddeler Paris 1856 anlaşmasına ait maddeler. Bugün Türkiye Cumhuriyetini mevcut toprakları ile kabul etmeyen, kapısında 30 yıldır bekletip bir de üstüne üstük gümrük birliği yolu ile sömüren bu devletler, zamanın Osmanlı coğrafyasının tümünü Avrupa toprakları saymışlar ve kabul etmişlerdir.  Şimdiler de Avrupa Birliğine karşı gösterdiği sert ve üslubu ve cevapları nedeni ile eleştirilere maruz kalan Hükümetin arkasından konuşmak değil, önünde Avrupa’ya karşı durmak gerekmez mi sizce de? Verdikleri hiç bir sözü tutmayan ve amaçları sömürmekten başka bir şey olmayan bu devletlere karşı daha onurlu daha dik durmak için sağcı, solcu, Müslüman, Yahudi ya da Hristiyan olmaya gerek yok insanlık onuru ve insan hakları adına bunu yapmak ve tüm Avrupalı devlet adamlarının yüzüne haykırmak, karşılarında durmak gerekir.
Zir kendi cihan devletimiz döneminde de gördüğümüz gibi büyük olmak demek insanların milletlerin hakları ve Onurları ile oynamak anlamanına gelmez. Gelmemeli de zira eğer biz bunu yapmış olsaydık, halen Avrupa’nın üçte biri de dahil olmak üzere hakimiyetimiz altında olurdu. Yapmadık, yapmıyoruz, yapmayacağız!

Devlet olarak ve millet olarak istediğimiz şudur ki! Her insan, her devlet ve her millet, barış, huzur ve güven içerisinde daha umutlu daha mutlu olmalı. Ve yarınlarına daha umutla bakmalı…

Bu oyunlarını sürdürmek, bizim ve diğer dünya devletlerinin üzerinde sömürü haklarını kaybetmemek adına senaryolar üreten, bu senaryolara yönetmen oyuncu hatta makyajcısını bile hazır hale getiren bir sistemle karşı karşıya olduğumuzu unutmadan var olmalı dik ve güçlü durmalıyız.
Her ne kadar aynı hayat tarzlarına sahip olmasak da aynı din, dil ve ırkta olmasak da belkide insanlığın, insan hak ve özgürlüklerinin yine kendi insanları arasında yaşatabilen bir toplum olduğumuzu unutmadan ve buna sahip çıkarak, bir olup bütün olup insanlığın onuruna yakışır bir halde durmalıyız. Devlet politikalarını, devlet adamlarını ve siyasetçilerimizi bu değer ve yargılar, ile yetiştirmeliyiz. Unutmayın ki toplumlar değerlerini kendileri yaratırlar.

Saygılarımla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir