Eğitimden enerjiye, bilimden doğaya uzanan büyük dönüşüm.
Avrupa Birliği projelerinde aktif rol alan, bilim temelli yönetim anlayışıyla şehir planlamasını yeniden tanımlayan Mersin Yenişehir Belediyesi, geliştirdiği projelerle artık sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da dikkatle izlediği bir model haline geldi.
TÜRKİYE BİRİNCİLİĞİ GETİREN PROJE: “MİKROİKLİM YENİŞEHİR” İLE GELEN BÜYÜK BAŞARI
Bilimsel verilerle şekillenen ve yerel yönetim anlayışına yeni bir boyut kazandıran proje, Türkiye’de birincilik elde ederken, uluslararası platformlarda da örnek gösterilen bir uygulama haline geldi.
EĞİTİMDEN ENERJİYE, TARIMDAN TEKNOLOJİYE: YENİŞEHİR’DE SESSİZ AMA DERİN BİR DEVRİM YAŞANIYOR
Erken çocukluk eğitiminden dijital ikiz teknolojilerine, yenilenebilir enerjiden ekolojik tarıma kadar uzanan geniş bir alanda yürütülen çalışmalar, klasik belediyecilik anlayışını kökten değiştiriyor.
AVRUPA SAHNESİNDE BİR TÜRK ŞEHRİ: MERSİN ARTIK SADECE TAKİP EDEN DEĞİL, YÖN VEREN
Milano, Bristol ve Selanik gibi şehirlerle aynı projelerde yer alan Yenişehir Belediyesi, Avrupa Birliği destekli çalışmalarda aktif rol alarak uluslararası ölçekte dikkat çekiyor.
VE TAM BU HABERLER YAZILIRKEN… MERSİN BÜYÜKŞEHİR’DEN DUBAİ’Yİ ARATMAYACAK BİR PROJE DUYURUSU GELDİ
Kent merkezinde denizle buluşmayı yeniden tanımlayacak “Plaj Mersin” projesi, Mersin’in sahilini baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor.
MERSİN ARTIK SADECE BİR ŞEHİR DEĞİL: KENDİNİ YENİDEN KURAN BİR MODEL
Yenişehir Belediyesi’nin bilim ve veri temelli yaklaşımı ile Büyükşehir Belediyesi’nin vizyon projeleri birleştiğinde ortaya çıkan tablo net: Mersin, Türkiye’den dünyaya açılan yeni bir belediyecilik anlayışının adı.
BU DOSYA SADECE BİR HABER DEĞİL: 40 SAYFALIK BİR MERSİN HİKÂYESİ, BİR DÖNÜŞÜMÜN BELGESİ
Bu kapsamlı çalışmada, hem bugünün projelerini hem de geçmişten bugüne uzanan bir değişimin izlerini bulacaksınız.
(EN ALTTA: AYNI DOSYANIN HOLLANDACA TAM METNİ
HELEMAAL ONDERAAN: DE VOLLEDIGE NEDERLANDSE VERSIE VAN DIT DOSSIER)
İlhan KARAÇAY araştırdı ve yazdı:
Mersin Yenişehir Belediyesi, son yıllarda hayata geçirdiği projelerle, Türkiye’de yerel yönetim anlayışını değiştiren nadir örneklerden biri haline geldi. Eğitimden enerjiye, şehir planlamasından tarıma kadar uzanan geniş bir alanda geliştirilen projeler, sadece yerel ölçekte değil, Avrupa düzeyinde de dikkat çekiyor.
Avrupa Birliği destekli programlarda aktif rol alan, uluslararası projelerde Türkiye’yi temsil eden ve bilim temelli uygulamaları sahaya taşıyan Yenişehir Belediyesi, bugün artık klasik belediyecilik anlayışının çok ötesinde bir model ortaya koyuyor.
EĞİTİMDE TÜRKİYE’YE ÖRNEK MODEL
Erken çocukluk eğitiminde geliştirilen 0-3 yaşBebek Gelişim Merkezi ve 3-6 yaş Beceri Temelli Eğitim Modeli (BETEM) ile çocukların gelişimine bilimsel temelde yön veren belediye, eğitim alanında Türkiye’ye örnek bir sistem kurmuş durumda.
ŞEHİR PLANLAMASINDA DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Aynı belediye, kent yönetiminde dijital ikiz teknolojisini kullanarak veri temelli karar alma süreçlerini hayata geçiriyor. Mikroiklim analizleri ile şehir planlamasını yeniden şekillendiriyor, doğa temelli mühendislik çözümleri ile kentsel ısı adası etkisini azaltıyor.
ENERJİDE HEDEF: YENİLENEBİLİR VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEK
Enerji alanında ise hedef büyük. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla enerji ihtiyacını güneşten karşılamayı planlayan, rüzgâr enerjisi projeleri geliştiren ve elektrikli ulaşım altyapısını güçlendiren Yenişehir Belediyesi, sürdürülebilir şehircilik konusunda da öncü adımlar atıyor.
TARIM VE DOĞA: EKONOMİK VE EKOLOJİK DENGE
Tarım ve ekoloji alanında yürütülen çalışmalar da bu bütüncül yaklaşımın önemli bir parçasını oluşturuyor. Ekolojik Tarım Havzası ve Arı Merası projeleri ile hem üretici destekleniyor hem de doğal ekosistem korunuyor.
ULUSLARARASI BAŞARI VE AVRUPA SAHNESİ
Bu çalışmaların uluslararası alandaki karşılığı da son derece güçlü. Yenişehir Belediyesi, Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen projelerde yer alarak Milano, Bristol ve Selanik gibi şehirlerle birlikte aynı platformda buluşuyor. “Kentsel Isı Pilot Şehri” olarak seçilmesi ise bu başarının en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.
YERELDEN KÜRESELE UZANAN MODEL
Tüm bu gelişmeler, Yenişehir Belediyesi’nin yalnızca hizmet üreten bir kurum değil, aynı zamanda bilgi üreten, model geliştiren ve uluslararası ölçekte referans alınan bir yerel yönetim haline geldiğini ortaya koyuyor.
Bugün gelinen noktada Yenişehir Modeli, Türkiye’den dünyaya açılan yeni bir belediyecilik anlayışını temsil ediyor.
Aşağıda okuyacağınız iki ayrı dosya haber, bu modelin eğitim ve enerji alanlarındaki somut yansımalarını ortaya koymaktadır.
Mersin Yenişehir Belediyesi, 0 yaşından başlayan bilimsel eğitim modeliyle Türkiye’de ezberleri bozuyor.
Proje kapsamında hayata geçirilen sistem, çocukları sınavlara değil hayata hazırlamayı hedefliyor.
0-3 yaş Bebek Gelişim Merkezi ve 3-6 yaş BETEM modeli ile eğitimde yeni bir dönem başlıyor.
Türkiye’nin geleceği sınavlarla değil, çocuklarla kazanılacak.
Türkiye yıllardır eğitimi tartışıyor.
Sınav sistemleri değişiyor, müfredatlar yenileniyor, öğretmen politikaları yeniden yazılıyor.
Ama ortada değişmeyen bir gerçek var. Biz hâlâ eğitimin en kritik dönemini ıskalıyoruz.
Çocuğun hayatının temelinin atıldığı o ilk yılları…
Bugün bir çocuğun kaderi, üniversite sınavında değil, daha kalemi ilk tuttuğu yıllarda belirleniyor. Hatta daha da geriye gidelim:
0 ile 6 yaş arası için bilim bunu söylüyor.
Dünya bunu söylüyor.
Ve artık Avrupa Birliği de bunu açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye’de eğitim tartışmaları yıllardır aynı eksen etrafında dönüp duruyor. Müfredat değişiklikleri, sınav sistemleri, öğretmen politikaları sürekli gündemde yer buluyor. Ancak çoğu zaman asıl kritik alan gözden kaçıyor.
O da erken çocukluk dönemi.
Oysa bilimsel veriler açıkça gösteriyor ki, bir çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminin büyük bölümü 0 ile 6 yaş arasında şekilleniyor.
YERELDEN DOĞAN BÜYÜK MODEL: MERSİN YENİŞEHİR MODELİ
Avrupa’da uzun yıllardır tartışılan ve geleceğin toplumlarını şekillendirecek en önemli alanlardan biri olan erken çocukluk eğitimi, şimdi Türkiye’de de yeni bir modelle hayata geçirilmeye hazırlanıyor.
Yenişehir Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit ile yaptığım özel görüşmede ortaya çıkan tablo nettir. Bu çalışma sadece bir eğitim projesi değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin eğitim sistemine örnek teşkil edecek bir modeldir. Hatta daha ileri bir ifadeyle söylemek gerekirse, bu çalışma Türkiye’nin geleceğini yeniden inşa etme iddiasıdır.
Başkan Özyiğit’in sözleri bu yaklaşımı açıkça ortaya koyuyor. Japonya’nın kalkınmasının arkasında erken yaşta verilen nitelikli eğitim vardır. Bu tespit, sadece bir örnek değil, aynı zamanda Türkiye için bir uyarıdır. Çünkü dünyada söz sahibi olan ülkelerin tamamı, çocuk eğitimine uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak bakmaktadır.
“Erken Çocukluk ve Beceri Temelli Eğitim Platformu” adıyla yürütülmekte olan proje, klasik ezbere dayalı eğitim anlayışından uzaklaşarak, çocukların yeteneklerini keşfetmeye ve geliştirmeye odaklanıyor. Bu kapsamda çocukların analitik düşünme, problem çözme ve sosyal becerilerinin erken yaşta güçlendirilmesi hedefleniyor. Proje, sadece akademik başarıyı değil, bireyin bütüncül gelişimini esas alıyor.
Başkan Özyiğit’in verdiği bilgilere göre proje, Raif Çakmak yönetiminde uzman bir ekip tarafından yürütülüyor. Kendileriyle görüştüğüm Çakmak, eğitim alanında uluslararası düzeyde tanınan uzmanlardan yararlanıldığını belirtti. Bu durum, projenin bilimsel temellere dayandığını ve sürdürülebilir bir model oluşturma hedefi taşıdığını gösteriyor.
Bugün Avrupa’da uzun süredir üzerinde titizlikle durulan eğitim reformlarının merkezinde tek bir gerçek yatıyor. Bir ülkenin geleceği, çocuklarına verdiği eğitimin niteliği ile doğrudan bağlantılıdır.
Bu doğrultuda erken çocukluk eğitimi, fırsat eşitliğinin sağlanmasında ve toplumsal adaletin güçlendirilmesinde kritik bir alan olarak öne çıkmaktadır. Özellikle dezavantajlı bölgelerde yaşayan çocuklar için erken yaşta sağlanan kaliteli eğitim imkânları, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek eşitsizliklerin önüne geçmektedir. Avrupa Birliği’nin bu alana yaptığı yatırımların temel amacı da budur. Sadece bugünü değil, yarını da inşa etmek.
Ancak bu yaklaşımın sahadaki en çarpıcı örneklerinden biri, 0 ile 3 yaş grubuna yönelik olarak geliştirilen uygulamalarda karşımıza çıkmaktadır.
EĞİTİMDE EN KRİTİK 3 YIL
Bir çocuğun hayatındaki en kritik dönem, çoğu zaman göz ardı edilen ilk üç yıldır. Oysa bilimsel veriler açıkça gösteriyor ki, beyin gelişiminin en hızlı ve en belirleyici olduğu dönem 0–3 yaş aralığıdır. Bu süreçte atılan her adım, çocuğun tüm yaşamını doğrudan etkiler.
Mersin Yenişehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen 0–3 Yaş Bebek Gelişim Merkezi, bu kritik döneme odaklanan, yerel yönetimler düzeyinde oldukça özgün ve öncü bir modeldir.
KREŞ DEĞİL, GELİŞİM MERKEZİ
Bu merkez, klasik bir kreş ya da bakım kurumu değildir. Tamamen gelişim odaklıdır; bakım, beslenme ve uyku hizmeti sunmaz, çocukların gelişimini destekleyen yapılandırılmış eğitim programlarından oluşur.
Program, çocukların ebeveynleriyle birlikte katıldığı oturumlardan oluşur.
Haftada üç gün, 40 dakikalık çalışmalarla yürütülen süreçte çocuklar, ay grupları (6-9 ay, 10-14 ay, 15-21 ay, 22-29 ay, 30-36 ay) ve gelişim basamaklarına göre gruplandırılarak yaşlarına uygun atölye içerikleriyle desteklenir. Dil, bilişsel gelişim, motor beceriler ve sosyal-duygusal gelişim alanlarında hazırlanan eğitimler, uzman çocuk gelişimciler tarafından uygulanır.
ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIYOR
Bu modelin en güçlü yönlerinden biri gelişimsel takip ve değerlendirme sistemidir.
Programa katılan her çocuk için başlangıçta klinik psikolog tarafından kapsamlı bir gelişim değerlendirmesi yapılır. Elde edilen veriler doğrultusunda bireysel ihtiyaçlara uygun bir süreç planlanır ve çocukların gelişimi düzenli olarak izlenir.
Bu sistem sayesinde gelişimsel riskler çok erken dönemde tespit edilebilmektedir. Uygulamalar sırasında; otizm riski, dil ve konuşma gecikmeleri ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri vb. gelişimsel risk gösteren birçok çocuk erken aşamada belirlenmiştir. Bu çocuklar vakit kaybetmeden ilgili uzmanlara yönlendirilmiş ve gerekli özel eğitim süreçleri başlatılmıştır.
Erken dönemde yapılan bu müdahaleler, çocukların hem bireysel yaşamlarında hem de toplumsal uyum süreçlerinde belirleyici bir fark yaratmaktadır.
Ayrıca merkezde sunulan grup çalışmaları sayesinde çocukların sosyalleşme becerilerinde de hızlı bir gelişim gözlemlenmektedir. Özellikle risk grubundaki çocukların akranlarıyla birlikte yapılandırılmış ortamlarda bulunması, gelişim süreçlerini olumlu yönde hızlandırmaktadır.
AİLELER EĞİTİMİN İÇİNDE
Modelin bir diğer önemli boyutu ise ebeveyn katılımıdır. Çocuklar tüm etkinliklere ebeveynleriyle birlikte katılır. Bu sayede aileler, çocuklarının gelişimini yerinde gözlemleme ve doğru destek yöntemlerini öğrenme fırsatı bulur. Program süresince elde edilen veriler ailelerle paylaşılır ve ebeveynlere rehberlik sağlanır. Böylece öğrenme süreci yalnızca merkezde kalmaz, ev ortamında da devam eder.
Sonuç olarak 0–3 Yaş Bebek Gelişim Merkezi; erken müdahale, gelişimsel takip, ebeveyn eğitimi ve fırsat eşitliğini bir araya getiren güçlü bir modeldir. Üstelik bu hizmetin belediye bünyesinde ve ücretsiz sunulması, sosyal belediyeciliğin somut ve etkili bir örneğini ortaya koymaktadır.
Bu çalışma yalnızca çocuklara yönelik bir hizmet değil, aynı zamanda toplumun geleceğine yapılan stratejik bir yatırımdır. Çünkü bir ülkenin geleceği, en başta, çocuklarının nasıl desteklendiğiyle şekillenir.
EZBERDEN BECERİYE GEÇİŞ
Yenişehir’de uygulanan model ise bu yaklaşımın sahadaki karşılığıdır. Literatüre “3-6 Yaş Beceri Temelli Eğitim Modeli” olarak giren BETEM, klasik eğitim anlayışından köklü biçimde ayrılmaktadır. Bu modelde temel soru “çocuk ne biliyor” değil, “çocuk ne yapabiliyor” sorusudur. İşte bu fark, eğitimde devrim niteliğinde bir kırılmayı ifade etmektedir.
PASİF ÖĞRENCİ YOK, AKTİF BİREY VAR
Geleneksel eğitim sistemleri büyük ölçüde bilgi aktarımına dayanır. Öğretmen anlatır, öğrenci dinler. Öğrenme çoğu zaman ezber üzerinden ilerler. Oysa Yenişehir Modeli’nde çocuklar pasif değil, aktif bireylerdir. Bilgiyi deneyimleyerek, uygulayarak ve gerçek yaşamla ilişkilendirerek öğrenirler. Bu yaklaşımda çocuk sadece bilgi alan bir birey değil, aynı zamanda düşünen, sorgulayan ve üreten bir varlık olarak kabul edilir.
BİLİMSEL TEMELLERE DAYALI MODEL
Modelin bilimsel altyapısı da son derece güçlüdür. Jean Piaget’nin yapılandırmacı öğrenme kuramı, Lev Vygotsky’nin sosyo-kültürel yaklaşımı ve David Kolb’un deneyimsel öğrenme modeli bu sistemin temelini oluşturmaktadır. Bu üç yaklaşımın birleşimi, çocukların sadece bilgi edinmesini değil, aynı zamanda düşünme, üretme ve çözüm geliştirme becerilerinin gelişmesini sağlamaktadır.
SAYILARLA KANITLANAN BAŞARI
BETEM modeli ilk olarak 2021 yılında hayata geçirilmiştir. Artan ilgi ve elde edilen başarılar sonucunda 2023 yılında ikinci kampüs açılmıştır. Bugün iki ayrı kampüste toplam 280 çocuk kapasitesine ulaşılmış ve aynı sayıda çocuk mezun edilmiştir. Bu sayıların ötesinde önemli olan ise elde edilen gelişimsel kazanımlardır.
EĞİTİM SINIFTA DEĞİL HAYATIN İÇİNDE
Eğitim sürecinde çocuklar gün boyunca farklı atölyelerde aktif olarak yer almaktadır. Bilim atölyeleri, sanat ve tasarım çalışmaları, müzik ve drama etkinlikleri, dil gelişimi programları, oyun ve hareket alanları ile açık hava uygulamaları bu sürecin temel parçalarını oluşturmaktadır. Bu yapı sayesinde çocuklar sadece akademik olarak değil, sosyal, duygusal ve fiziksel olarak da çok yönlü gelişim göstermektedir.
HER ÇOCUK İÇİN ÖZEL EĞİTİM
Modelin en güçlü yanlarından biri bireyselleştirilmiş eğitim yaklaşımıdır. Her çocuk için ayrı gözlem formları hazırlanmakta, gelişim envanterleri oluşturulmakta ve portfolyo değerlendirmeleri yapılmaktadır. Bu veriler doğrultusunda yılda altı kez Bireysel Eğitim Programı hazırlanmakta ve her çocuk kendi potansiyeline uygun bir gelişim süreci yaşamaktadır.
AİLELER SİSTEMİN PARÇASI
Ailelerin sürece aktif katılımı da bu modelin önemli bir parçasıdır. Aylık bültenler, mobil uygulamalar, aile katılım etkinlikleri ve dönem sonu gelişim sergileri ile ebeveynler sürecin içine dahil edilmektedir. Bu yaklaşım, eğitimin sadece okulda verilen bir hizmet olmadığını, yaşamın tamamına yayılan bir süreç olduğunu göstermektedir.
ÇOK DİSİPLİNLİ EĞİTİM ANLAYIŞI
Modelde çok disiplinli bir ekip yapısı da dikkat çekmektedir. Öğretmenlerin yanı sıra rehberlik uzmanları, sağlık personeli ve beslenme uzmanları da sürece dahil edilmektedir. Bu sayede çocukların gelişimi bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaktadır.
ULUSLARARASI BAŞARI VE KARŞILAŞTIRMA
Yapılan akademik çalışmalar, BETEM modelinin başarısını somut verilerle ortaya koymuştur. Model, öğrenme ve bellek alanlarında Montessori, Orman Okulu ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2013 programı ile karşılaştırılmış ve 87 puan ile en yüksek performansı göstermiştir. Bu sonuç, modelin sadece teorik değil, pratikte de güçlü bir karşılık bulduğunu göstermektedir.
Projeye akademik destek veren isimler, özellikle 0-3 yaş döneminin kritik önemine dikkat çekmekte ve bu dönemde yapılan yatırımların uzun vadeli etkiler yarattığını vurgulamaktadır. Ona göre eğitimde gerçek katma değer, bu erken dönemde yapılan doğru yatırımlarla sağlanmaktadır.
TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA AÇILAN PLATFORM
Aynı isimler, önerileri doğrultusunda “Erken Çocukluk ve Beceri Temelli Eğitim Platformu”nun kurulması gündeme gelmiştir. Bu platformun amacı, Türkiye genelinde bu alanda çalışan kurumları bir araya getirmek, deneyim paylaşımını sağlamak ve başarılı uygulamaları yaygınlaştırmaktır.
Platformun hedefleri oldukça açıktır. Türkiye genelinde iş birliği ağları oluşturmak. Yenişehir Modeli’nin uluslararası görünürlüğünü artırmak. Yerel yönetimlerin eğitimdeki rolünü güçlendirmek. Ve çocukların gelişiminde bilimsel, sürdürülebilir uygulamaları yaygınlaştırmak.
Platformun kurulması için belirlenen adımlar da dikkat çekicidir. Öncelikle belediye bünyesinde bir çalışma grubu oluşturulacak, ardından potansiyel kurumlar belirlenecek, çalışma esasları hazırlanacak ve ilk toplantı gerçekleştirilecektir. Bu süreç, Türkiye’de eğitim alanında yeni bir iş birliği kültürünün doğmasına zemin hazırlayabilir.
YERELDEN ULUSALA EĞİTİM DEVRİMİ
Çünkü eğitim artık sadece devletin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu haline gelmiştir. Yerel yönetimlerin bu süreçte aktif rol üstlenmesi, merkezi sistemin yükünü hafifletirken aynı zamanda daha esnek ve yenilikçi çözümler üretilmesini sağlamaktadır.
Yenişehir Belediyesi’nin bu projedeki yaklaşımı da bu açıdan dikkat çekicidir. Belediye yönetimi eğitimi sadece merkezi idarenin sorumluluğu olarak görmemekte, yerel yönetimlerin de bu alanda aktif rol alması gerektiğine inanmaktadır. Bu yaklaşım, Türkiye’de alışılmış yönetim anlayışının dışına çıkan önemli bir adımdır.
JAPONYA ÖRNEĞİ VE TÜRKİYE GERÇEĞİ
Bugün dünyada başarılı olan ülkelere baktığımızda ortak bir gerçek görüyoruz. Bu ülkeler erken çocukluk eğitimine yatırım yapmıştır. Japonya örneği bunun en somut göstergesidir. Disiplinli, üretken ve yenilikçi toplumların temeli çocukluk yıllarında atılmaktadır.
Türkiye için de benzer bir yol mümkündür. Ancak bunun için kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli stratejilere ihtiyaç vardır. Yenişehir Modeli bu stratejinin sahadaki güçlü bir örneğidir.
EĞİTİM SADECE EĞİTİM DEĞİLDİR
Bu noktada mesele sadece eğitim değildir. Mesele aynı zamanda ekonomidir. Mesele toplumsal dengedir. Mesele bir ülkenin gelecekte nerede duracağıdır. Eğitimle birlikte istihdam, sağlık, çevre ve toplumsal güven gibi başlıklar da doğrudan etkilenmektedir.
PISA sonuçlarının yıllardır ortaya koyduğu tablo da bunu desteklemektedir. Eğitimde katma değeri yüksek bir sistem kuramayan ülkelerin küresel rekabette geri kaldığı açıkça görülmektedir. Bu nedenle erken çocukluk eğitimine yapılacak yatırımlar, uzun vadede ülke ekonomisine ve toplumsal refaha doğrudan katkı sağlayacaktır.
GELECEĞİ BELİRLEYEN MODEL
Yenişehir Modeli’nin en önemli özelliklerinden biri de yerelden ulusala uzanan bir dönüşüm potansiyeli taşımasıdır. Bu model, sadece bir belediye uygulaması olarak kalmayıp Türkiye genelinde yaygınlaşabilecek bir yapıya sahiptir. Doğru şekilde desteklenmesi halinde uluslararası alanda da örnek gösterilebilecek bir modele dönüşebilir.
Nitekim kurulması planlanan platform ile Türkiye’nin farklı illerinde faaliyet gösteren kurumların bir araya gelmesi sağlanacaktır. Bu sayede bilgi ve deneyim paylaşımı artacak, başarılı uygulamalar hızla yaygınlaşacaktır.
SON SORU: SINAV MI, HAYAT MI?
Şimdi sorulması gereken soru şudur: Biz hâlâ çocukları sınavlara mı hazırlayacağız,
yoksa hayata mı?
Eğer bu soruya doğru cevap verilirse, Türkiye’nin geleceği de doğru şekillenecektir.
Çünkü bir ülkenin kaderi, çocuklarının nasıl yetiştirildiği ile belirlenir.
Bu kez, gerçekten doğru yerden başlanıyor.
*****************
MERSİN YENİŞEHİR’DEN DÜNYAYA MESAJ: ENERJİ, İKLİM VE TEKNOLOJİYLE YENİ BİR BELEDİYECİLİK MODELİ
Türkiye’de yerel yönetimler uzun yıllar altyapı ve rutin hizmetlerle anıldı. Ancak Mersin Yenişehir Belediyesi, geliştirdiği enerji, iklim ve veri temelli projelerle bu anlayışı kökten değiştiriyor.
Avrupa Birliği destekli çalışmalar, dijital ikiz teknolojileri ve doğa temelli çözümlerle Yenişehir, artık sadece Türkiye’nin değil Avrupa’nın da dikkatle izlediği bir model haline geliyor.
Çalımaların koordinatörlüğünü yapan Seycan Mübarek Şahutoğlu ile yapmış olduğum görüşme, yerinde tespitler ile saatlerce sürdü ve Seycan hanım saatlerce anlattı.
YENİŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN TÜRKİYE BİRİNCİLİĞİ GETİREN PROJE
Yenişehir Belediyesi, geliştirdiği “Mikroiklim Yenişehir” projesi ile Türkiye Bilişim Derneği tarafından düzenlenen “12’nci Bilişim Yıldızları Yerli ve Milli Özgün Proje Yarışması”nda Türkiye birincisi oldu.
Yarışmada İstanbul Büyükşehir Belediyesi ikinci olurken, Konya Büyükşehir Belediyesi üçüncü sırada yer aldı.
Bu önemli başarı, Mersin Yenişehir Belediyesi Araştırma ve Geliştirme Müdürlüğü’nün veri temelli ve yenilikçi çalışmalarının somut bir sonucu olarak öne çıktı.
Yenisehir-Rüzgar Simülasyonu Çalışması. Rüzgar hareketlerini ve hızını simüle ederek kente yapılacak müdahalelerin önceden etkisini analiz etmemizi sağlıyor. Kentin nefes alması için rüzgar koridorları oluşturuluyor.
“Mikroiklim Yenişehir” projesi, ilçede giderek artan aşırı sıcaklık, kentsel ısı adası etkisi ve hava kalitesi sorunlarına karşı bilimsel verilerle çözüm üretmeyi hedefleyen bir yerel iklim uyum çalışması olarak hayata geçirildi. Proje kapsamında özellikle mahalle bazlı analizler yapılarak, sıcaklık yoğunluğu yüksek bölgelerde yeşil alan artırımı ve ağaçlandırma çalışmaları planlandı.
KENT YÖNETİMİNDE YENİ DÖNEM: VERİYLE YÖNETİLEN ŞEHİR
Bugün dünyada şehirler sadece yönetilmiyor, aynı zamanda ölçülüyor, analiz ediliyor ve simüle ediliyor. Yenişehir Belediyesi de bu dönüşümün Türkiye’deki en ileri örneklerinden birini oluşturuyor.
Araştırma ve Geliştirme Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalarla kent adeta dijital ortama taşınıyor. “Dijital ikiz” teknolojisi sayesinde şehrin çevresel verileri analiz ediliyor, geleceğe dair senaryolar oluşturuluyor ve en doğru kararlar alınmadan önce test ediliyor.
Bu yaklaşım, dünyada “akıllı şehirler” olarak adlandırılan yeni nesil kent yönetim anlayışının en önemli unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. Avrupa’nın birçok gelişmiş kentinde uzun yıllardır kullanılan bu sistem, Türkiye’de ise henüz sınırlı sayıda yerel yönetim tarafından uygulanmaktadır. Yenişehir Belediyesi’nin bu teknolojiyi aktif şekilde kullanması, kenti sadece bugünün değil geleceğin ihtiyaçlarına göre planlayan bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir.
Bu sistem yalnızca teknik bir yenilik değildir. Aynı zamanda klasik belediyecilik anlayışından bilim temelli yönetim anlayışına geçişin açık bir göstergesidir. Çünkü artık şehirler sezgilerle değil, verilerle yönetilmektedir.
Sıcaklık dağılımı, rüzgâr hareketleri, yüzey sıcaklığı ve termal konfor gibi kritik veriler, ENVI-met gibi bilimsel yazılımlar aracılığıyla inceleniyor. Bu sayede şehir planlaması artık tahmine değil, doğrudan ölçülebilir verilere dayanıyor.
Bu yaklaşım sayesinde, yapılacak her yatırım öncesinde olası etkiler önceden görülmekte ve hatalı uygulamaların önüne geçilmektedir. Bu da hem ekonomik tasarruf sağlamakta hem de şehir yaşam kalitesini artırmaktadır.
FUAT MOREL MAHALLESİ’NDE ÖRNEK UYGULAMA
Mahallenin serinleştirilmesi için ekilen 135 keçiboynuzu (Harnup) ağacı için ilk çalışmalar.
Bu çalışmaların en dikkat çekici örneklerinden biri de Fuat Morel Mahallesi oldu. Mahallenin serinletilmesi ve yaşam kalitesinin artırılması amacıyla 135 keçiboynuzu ağacı dikildi. Harnup olarak da bilinen bu ağaçlar, hem gölgelendirme hem de çevresel dayanıklılık açısından tercih edildi.
Ekilen Keçiboynuzu (Harnup) ağaçları, 5 yıl sonra sağdaki fotoğrafta görüldüğü gibi olacak.
Bu çalışmalar göstermektedir ki, şehir planlamasında yapılan küçük gibi görünen değişiklikler, aslında büyük sonuçlar doğurmaktadır.
Kentsel ısı adası etkisi, günümüzde büyük şehirlerin karşı karşıya olduğu en önemli çevresel sorunlardan biridir. Betonlaşmanın artması ve yeşil alanların azalması, şehirlerde sıcaklığın ciddi şekilde yükselmesine neden olmaktadır. Yenişehir Belediyesi’nin geliştirdiği mikroiklim çözümleri, bu soruna karşı bilimsel ve uygulanabilir bir model ortaya koymaktadır.
BETON DEĞİL DOĞA: YENİŞEHİR’İN RADİKAL TERCİHİ
Yenişehir Belediyesi’nin yaklaşımı, klasik şehircilik anlayışından net biçimde ayrılmaktadır.
Bugüne kadar şehir planlamasında yaygın olarak kullanılan beton ağırlıklı uygulamalar, yerini doğa temelli çözümlere bırakmaktadır. Bu kapsamda yapılan uygulamalar yalnızca estetik değil, bilimsel temellere dayanmaktadır.
Otopark alanlarında beton yerine çimtaşı kullanılması, yüzey sıcaklığını 5 ila 7 derece arasında düşürmektedir. Bu veri, doğrudan ölçümlerle elde edilmiş bilimsel bir sonuçtur.
Yine palmiyeler yerine tercih edilen keçiboynuzu ağaçları, sadece gölgeleme sağlamamakta, aynı zamanda çevrede hissedilen sıcaklığı 11 ila 12 dereceye kadar düşürebilmektedir.
Bu tercih, aynı zamanda su tüketimi açısından da önemli bir avantaj sağlamaktadır. Kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin kullanılması, iklim değişikliği koşullarında sürdürülebilir bir şehircilik anlayışının temelini oluşturmaktadır.
ENERJİDE HEDEF: YÜZDE 100 GÜNEŞ
Yenişehir Belediyesi’nin vizyonu çevre düzenlemeleriyle sınırlı değildir. Enerji alanında da kapsamlı ve iddialı bir dönüşüm hedeflenmektedir.
2030 Akıllı Şehirler Stratejik Planı kapsamında belediye, enerji ihtiyacının tamamını yenilenebilir kaynaklardan karşılamayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda güneş enerjisi yatırımları öncelikli alan olarak belirlenmiştir.
Ayrıca 850 kW kapasiteli rüzgâr enerjisi projesi için de çalışmalar başlatılmıştır. Bu proje, yenilenebilir enerji çeşitliliğinin artırılması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.
Kent genelinde kurulan 29 elektrikli araç şarj istasyonu ise temiz ulaşım altyapısının güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu altyapı, hem karbon salımının azaltılması hem de sürdürülebilir ulaşımın yaygınlaştırılması açısından kritik öneme sahiptir.
Bu yatırımlar, Yenişehir’in yalnızca bugünü değil, geleceği planlayan bir şehir olduğunu açıkça göstermektedir.
Yenilenebilir enerjiye geçiş, günümüzde sadece çevresel bir tercih değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur. Fosil yakıtların sınırlı olması ve çevreye verdiği zararlar, şehirleri alternatif enerji kaynaklarına yönlendirmektedir. Yenişehir Belediyesi’nin güneş ve rüzgâr enerjisine yaptığı yatırımlar, bu dönüşümün yerel ölçekteki en güçlü örneklerinden biridir.
AVRUPA’NIN SEÇTİĞİ 6 ŞEHİRDEN BİRİ: YENİŞEHİR
Mersin Yenişehir Belediyesi’nin ortaya koyduğu bu vizyon, uluslararası düzeyde de karşılık bulmuştur.
Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen Destination Earth Programı kapsamında geliştirilen “Urban Heat” projesine Avrupa’dan yalnızca 6 şehir seçilmiştir. Bu şehirler arasında Mersin Yenişehir Belediyesi de yer almaktadır.
Milano, Bristol, Selanik, Malaga, Cascais ve Bristol gibi önemli şehirlerle birlikte anılan Yenişehir, bu projeye dahil edilerek uluslararası ölçekte dikkat çeken bir konuma yükselmiştir.
Bu proje kapsamında şehirde kentsel ısı adası etkisi, sıcak hava dalgalarının sıklığı ve süresi, iklim kaynaklı sağlık riskleri ve verimlilik kayıpları gibi birçok kritik veri analiz edilecektir.
Avrupa Birliği projeleri, şehirlerin yalnızca kendi sınırları içinde değil, uluslararası ölçekte iş birliği yapmasını sağlamaktadır. Bu sayede şehirler bilgi ve deneyim paylaşımı ile daha hızlı gelişmekte ve ortak çözümler üretmektedir. Yenişehir Belediyesi’nin bu projelerde aktif rol alması, onu sadece uygulayıcı değil aynı zamanda yön veren bir aktör haline getirmektedir.
Yenişehir Belediyesi, DestinE Programı kapsamında kentsel ısı adasıyla mücadele alanında dünyadan seçilen 6 pilot şehirden biri olarak veri temelli analizler ve çözümler geliştirmektedir.
NET ZERO CİTİES PROJESİ KAPSAMINDA YENİŞEHİR VE SAMSUN
Yenişehir Belediyesi ayrıca, Avrupa’nın iklim nötr şehirler hedefi doğrultusunda yürütülen Net Zero Cities projesi kapsamında Türkiye’den seçilen iki belediyeden biri olup, Samsun ile birlikte programa dahil edilmiştir. Proje kapsamında Yenişehir Belediyesi, Avrupa Birliği “Misyon Şehirler” arasında yer alan Sofya ve Győr şehirleri ile eşleştirilmiş; bu şehirlerin iyi uygulama örneklerini incelemek üzere teknik ziyaretler, bilgi paylaşımı ve kapasite geliştirme faaliyetleri planlanmıştır. Bu süreçte elde edilecek deneyimlerin, Yenişehir’in karbon nötr hedeflerine ulaşmasında önemli katkı sağlaması beklenmektedir.
Bununla birlikte belediye, Marmara Belediyeler Birliği tarafından yürütülen İNŞA – İklim Nötr Şehirler Ağı Programı’na dahil olarak Öncü Kentler arasında yer almaktadır. Bu kapsamda Yenişehir, geliştirdiği uygulamalar ve proje deneyimi ile diğer yerel yönetimlere örnek gösterilen belediyelerden biri haline gelmiş; iyi uygulamaların yaygınlaştırılması, bilgi paylaşımı ve yerel kapasitenin artırılması süreçlerinde aktif rol üstlenmiştir.
Yenişehir Belediyesi, yer aldığı bu ulusal ve uluslararası programlar aracılığıyla; veri odaklı planlama, iklim uyum stratejileri ve sürdürülebilir şehircilik alanlarında öncü bir yerel yönetim modeli ortaya koymayı hedeflemektedir.
Net Zero Cities Programı kapsamında Yenişehir Belediyesi, Türkiye’den seçilen iki belediyeden biri olarak Sofya ve Győr şehirleri ile eşleştirilmiş; bu şehirlerin deneyimleri doğrultusunda bilgi paylaşımı ve teknik iş birlikleri yürütülmektedir.
YENİŞEHİR SADECE KULLANICI DEĞİL, TASARIMCI
Bu projede Yenişehir Belediyesi yalnızca bir veri kullanıcısı değildir.
Aynı zamanda sistemin geliştirilmesine katkı sunan aktif bir paydaştır.
Belediye, proje kapsamında veri sağlamakta, analiz araçlarını test etmekte ve elde edilen sonuçlara göre geri bildirimlerde bulunmaktadır. Bu durum, Yenişehir’in sadece uygulayıcı değil, aynı zamanda üretici bir belediye olduğunu göstermektedir.
TARIM, DOĞA VE EKONOMİ BİRLİKTE BÜYÜYOR
Yenişehir Belediyesi’nin sürdürülebilirlik yaklaşımı, şehir merkezinin ötesine geçerek kırsal alanlara da yayılmaktadır.
Ekolojik Tarım Havzası kapsamında tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi teşvik edilmekte, üreticilere yeni gelir kaynakları sunulmaktadır.
Züfa, adaçayı ve nane gibi bitkilerle başlatılan bu çalışmalar, katma değeri yüksek tarımsal üretimin yaygınlaştırılmasını hedeflemektedir.
Arı Merası Projesi ile ise arıcılık faaliyetleri desteklenmekte ve doğal ekosistem güçlendirilmektedir. Bu iki projenin birlikte yürütülmesi, bitkisel üretim ile arıcılık arasında güçlü bir bağ kurulmasını sağlamaktadır.
Bu sayede hem tarımsal verimlilik artmakta hem de doğal denge korunmaktadır.
Arılar, dünya ekosistemi için hayati öneme sahip canlılar arasında yer almaktadır. Bitkilerin büyük bir bölümü, tozlaşma sürecinde arılara ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle arı popülasyonunun korunması, sadece bal üretimi açısından değil, tarımsal sürdürülebilirlik açısından da kritik bir öneme sahiptir.
Yenişehir Belediyesi’nin Arı Merası Projesi, bu açıdan sadece yerel bir tarım uygulaması değil, aynı zamanda ekolojik dengeyi korumaya yönelik stratejik bir adımdır. Bu proje ile hem doğal yaşam desteklenmekte hem de üreticilere ekonomik katkı sağlanmaktadır.
Bu yönüyle proje, yerel ölçekte küçük gibi görünen ancak küresel ölçekte büyük etkiler yaratan çevresel bir yaklaşımın parçasıdır.
İKLİM KRİZİNE KARŞI YEREL ÇÖZÜM MODELİ
Bugün dünyada karşı karşıya olunan en büyük sorunlardan biri iklim krizidir.
Yenişehir Belediyesi bu krize karşı klasik yöntemlerle değil, bilim ve teknoloji temelli çözümlerle yanıt vermektedir.
Dijital ikiz teknolojisi, mikroiklim analizleri, veri temelli planlama ve doğa temelli mühendislik uygulamaları, bu modelin temel bileşenlerini oluşturmaktadır.
Bu yaklaşım sayesinde şehir, iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale getirilmektedir.
TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA AÇILAN BELEDİYECİLİK MODELİ
Yenişehir Belediyesi bugün sadece bir ilçe belediyesi değildir.
Ortaya koyduğu çalışmalarla yerelden ulusala, ulusaldan uluslararası düzeye uzanan bir model haline gelmiştir.
Başkan Abdullah Özyiğit’in ifade ettiği gibi amaç, kenti daha yaşanabilir, daha sağlıklı ve daha dirençli bir yapıya kavuşturmaktır.
SON SÖZ: BU SADECE BELEDİYECİLİK DEĞİL
Bu yapılanlar sadece hizmet değildir.
Sadece proje değildir.
Bu bir vizyondur.
Şehirleri yönetmekten, şehirleri geleceğe hazırlamaya geçiştir.
Bugün şehirlerin geleceği yalnızca altyapı yatırımlarıyla değil, çevresel sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve veri temelli yönetim anlayışı ile şekillenmektedir. Yenişehir Belediyesi’nin ortaya koyduğu model, bu dönüşümün Türkiye’deki en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
**********************
BU DA MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDEN BİR MÜJDE
Değerli okurlar, Mersin Yenişehir Belediyesi’nin Avrupa Birliği destekli çalışmalarını, bilim temelli projelerini ve Türkiye birinciliği getiren başarılarını uzun uzun okudunuz. Yerel yönetim anlayışının nasıl değiştiğine birlikte tanıklık ettik. Tam da bu haberleri sizlerle paylaşırken, Mersin’den bir başka dikkat çekici gelişme daha geldi. Bu kez haber, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden. Ve doğrusu, bu duyuru da en az önceki kadar iddialı, en az önceki kadar heyecan verici.
Kentlerin geleceği artık sadece yollar, kaldırımlar ve rutin hizmetlerle şekillenmiyor. Şehirler, yaşam kalitesi ile, sosyal alanları ile, doğayla kurduğu ilişki ile ve insanına sunduğu nefes alanları ile anılıyor. İşte Mersin Büyükşehir Belediyesi de bu anlayışla yola çıkarak, kentin çehresini değiştirecek dev bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor.
DUBAİ’Yİ ARATMAYACAK PROJE: PLAJ MERSİN
Adı bile iddialı. “Plaj Mersin.”
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Etüt ve Projeler Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan proje, Müftü Deresi ile Mezitli Deresi arasında uzanan yaklaşık 8 kilometrelik sahil hattını kapsıyor. Bu hat üzerinde gerçekleştirilecek çalışmalarla, kent merkezinde yaşayan vatandaşların güvenli, düzenli ve konforlu bir şekilde denize ulaşabilmesi sağlanacak.
Yaklaşık 40 metre genişliğinde oluşturulacak kum bandı ile sahil şeridi baştan sona yeniden tasarlanacak. Bu sadece bir düzenleme değil, aynı zamanda bir dönüşüm. Kum besleme yöntemiyle oluşturulacak plaj alanı, koruyucu kıyı yapıları ile desteklenecek ve böylece hem güvenlik hem de sürdürülebilirlik sağlanacak.
Bugüne kadar birçok kentte kıyılar ya yapılaşmaya teslim edildi ya da kontrolsüz kullanımla yıprandı. Mersin’de ise tam tersine, planlı, bilimsel ve insan odaklı bir kıyı dönüşümü hedefleniyor.
SADECE PLAJ DEĞİL, YAŞAYAN BİR SAHİL
Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri, yalnızca denize girilecek bir alan oluşturmaması. “Plaj Mersin”, aynı zamanda yaşayan bir sahil kültürü oluşturmayı amaçlıyor.
Projede; plaj sporları ve su sporları alanları, yürüyüş yolları, dinlenme alanları, açık hava sineması ve konser alanları gibi birçok sosyal donatı yer alacak. Yani sabah spor yapan gençlerden, gün içinde denizin tadını çıkaran ailelere; akşam yürüyüşe çıkanlardan, açık hava etkinliklerine katılanlara kadar herkes için bir yaşam alanı düşünülmüş.
Akdeniz’in o eşsiz maviliği ile şehir hayatının dinamizmi, bu projede buluşacak.
BİLİMSEL VE TEKNİK ALTYAPI GÖZ ARDI EDİLMİYOR
Böylesine büyük bir projenin arkasında sadece estetik değil, ciddi bir mühendislik çalışması da bulunuyor.
Projenin ilk aşaması olan batımetri, yani deniz tabanı ölçüm çalışmaları başlatılmış durumda. Bu çalışmalar 2 tekne ve 1 insansız deniz aracı ile sürdürülüyor. Bu detay, projenin rastgele değil, tamamen bilimsel veriler ışığında şekillendirildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Etüt ve Projeler Dairesi Başkanlığı’nda görev yapan İnşaat Mühendisi Burhan Tokgöz’ün ifadeleri de bu yaklaşımı net biçimde ortaya koyuyor. Tokgöz, kent merkezinde denize kolayca erişmek isteyen her yurttaşın düşünüldüğünü vurguluyor.
Bu cümle aslında projenin özünü anlatıyor. Bu proje, sadece bir yatırım değil; bir yaşam hakkının yeniden düzenlenmesi.
MERSİN’İN SAHİLİ YENİDEN YAZILIYOR
Bugün dünya kentleri, sahil düzenlemeleri ile markalaşıyor. Barselona, Nice, Dubai ve benzeri şehirler, kıyılarını sadece turizm değil, yaşam kalitesi açısından da yeniden tanımladı.
Mersin de bu yarışa güçlü bir adımla giriyor.
Bu proje tamamlandığında, Mersin sahili yalnızca Türkiye’de değil, Akdeniz çanağında da dikkat çeken bir cazibe merkezi haline gelebilir. Kent merkezinde bu ölçekte, bu planlı ve bu çok yönlü bir sahil projesi, Mersin’in geleceği açısından son derece kritik bir eşik anlamına geliyor.
YENİŞEHİR İLE BAŞLAYAN DÖNÜŞÜM, BÜYÜKŞEHİR İLE GENİŞLİYOR
Az önce uzun uzun anlattığımız Yenişehir Belediyesi’nin bilim ve veri temelli yaklaşımı, aslında Mersin’de başlayan daha büyük bir dönüşümün parçası.
Bir yanda eğitimden enerjiye uzanan projelerle Türkiye’ye örnek olan bir ilçe belediyesi, diğer yanda kentin fiziksel ve sosyal dokusunu yeniden şekillendirmeye hazırlanan bir büyükşehir vizyonu.
Bu iki yaklaşım bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo açık:
Mersin artık sıradan bir şehir değil.
Mersin, kendini yeniden kuran bir şehir.
SON SÖZ: MERSİN YÜKSELİYOR
Bu projeler hayata geçtiğinde, Mersin sadece yaşayanların değil, görmek isteyenlerin de kenti olacak.
Deniziyle, sahiliyle, sosyal yaşam alanlarıyla ve planlı şehircilik anlayışıyla Mersin, Akdeniz’in en iddialı şehirlerinden biri olmaya doğru ilerliyor.
Ve biz de bu dönüşümü adım adım izlemeye devam edeceğiz.
Abdullah Özyiğit kimdir?
Abdullah Özyiğit, 1966 yılında Trabzon’un Sürmene ilçesinde dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini Sürmene’de tamamladı. 1988 yılında Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun oldu.
1990 yılında Yenişehir ilçesi Güvenevler Mahallesi’nde bulunan Özgün Eczanesi’ni açtı. 1995 yılında İçel Eczacı Odası Yönetim Kurulu görevine seçildi. İki yıl Eczacı Odası Genel Sekreterliği görevini yürüttü.
Özyiğit, 2002 yılında Türk Eczacıları Birliği İkinci Başkanlığı görevinde bulundu. 2005 yılında Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği (TEKB) Yönetim Kurulu Başkanı görevine seçilmiştir. Daha sonra Avrupa Eczacı Kooperatifler Topluluğu (SECOF) Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi.
2014 yılında Cumhuriyet Halk Partisi Mersin İl Başkanlığı görevine atandı, ardından yapılan seçimlerde CHP Mersin İl Başkanı seçildi.
2015 yılında yapılan CHP Mersin İl Başkanlığı seçimlerinde ikinci defa il başkanlığına seçildi. 2018 yılında aday olmayarak, CHP Mersin İl Başkanlığı görevini yeni yönetime devretti.
2020-2024 yılları arasında Sosyal Demokrat Kamu İşverenleri Sendikası yönetim kurulu üyeliği görevini yürüttü.
2019 ve 2024 yıllarında yapılan Yerel Seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Yenişehir Belediye Başkanlığına aday gösterildi ve her iki seçimde de rekor oy alarak Yenişehir Belediye Başkanı seçildi.
Mersin Yenişehir Belediye Başkanlığını hâlâ sürdürüyor…
**************
BİR ZAMANLAR MERSİN İÇİN BEN
DE YOLA ÇIKMIŞTIM
Sevgili ve değerli okurlarım,
Sayfalar boyunca okuduğunuz üstteki projeler, başarılar ve vizyonlar, beni yıllar öncesine götürdü. Çünkü o hayallerin bir kısmını, yıllar önce ben de kurmuştum. Çünkü bir zamanlar ben de Mersin için yola çıkmış, bu güzel şehrin kaderine dokunmak istemiş bir adaydım.
62 yıllık gazetecilik hayatım boyunca siyasetin dışında kalmaya büyük özen gösterdim.
Haber yaptım, yorum yaptım, televizyon programları hazırladım ama siyasetin içine girmemek için kendimce bir çizgi çizdim.
Çünkü siyasetin doğasını biliyordum. Siyaset çoğu zaman çirkindir. Üstelik sadece kendisi değil, insanları da çirkinleştirebilir.
Ama hayat, bazen insanı kendi çizgisinin dışına iter.
1984 yerel seçimlerinde, Mersin Belediye Başkanlığı için aday oldum.
Ben o gün de aynı şeyi söylüyordum: “Belediye başkanlığı siyaset değil, hizmet makamıdır.”
Ama gelin görün ki, siyasetin içinde bu sözler pek karşılık bulmuyor.
DEMİREL’İN ETKİSİ VE BENİM KARARIM
Ben CHP kökenli bir aileden geliyorum. Ağabeylerim Ocak ve Bucak Başkanlıkları yaptı. Ben ise Mersin İl Gençlik Kolu Başkanlığı görevinde bulundum. Yani siyasi kimliğim herkes tarafından biliniyordu.
Buna rağmen 1984 seçimlerinde Doğru Yol Partisi’nden aday oldum.
Bu kararımda en büyük etken, rahmetli Süleyman Demirel oldu. Onun verdiği güven ve Mersin için bir şeyler yapma arzusu beni bu yola itti.
Ama daha o günlerde siyasetin ne kadar çetin ve ne kadar kirlenmeye açık bir alan olduğunu anlamaya başlamıştım.
BELEDİYECİLİĞİ YENİDEN TANIMLAMAYA ÇALIŞTIM
O yıllarda belediyecilik, neredeyse sadece yol yapmak, asfalt dökmek ve kaldırım yapmak olarak görülüyordu.
Ben ise farklı bir şey anlatıyordum.
Belediyelerin sosyal, kültürel ve sportif hizmetler sunması gerektiğini söylüyordum. Fakir fukaraya destek olunmasının bir sosyal devlet anlayışı olduğunu dile getiriyordum.
Bu sözlerim, yıllar sonra rahmetli Turgut Özal tarafından dile getirilen “Fak-Fuk-Fon” söylemine ilham verecek bir yaklaşım olarak hafızalarda kaldı.
Gençler için spor salonları kuracağımı anlatıyordum. Hatta imkân olmazsa bile her mahalleye büyük çadırlar kurarak gençlerin spor yapmasını sağlayacağımı söylüyordum.
Bugün bunlar sıradan gelebilir. Ama o gün için bunlar gerçekten birer “ilk”ti.
MERSİN SOKAKLARINDA BİR İLK: AİLECE KAMPANYA
Seçim kampanyam da farklıydı.
Amerika’da gördüğüm bir modeli Mersin’e taşıdım. Üstü açık bir otomobille, eşim ve çocuklarımla birlikte şehir turuna çıktım. Her gün sokak sokak dolaştık.
Bugün alışılmış bir görüntü olabilir. Ama o yıllarda Türkiye’de böyle bir kampanya tarzı yoktu.
Mersin’de ailece seçim turu atan ilk aday ben oldum.
İnsanlarla bire bir temas kurmanın, göz göze gelmenin, tokalaşmanın gücüne inanıyordum.
ÖZAL’IN MERSİN’E GELİŞLERİ VE SERT SEÇİM ATMOSFERİ
Seçim sürecinde Mersin’de ciddi bir hareketlilik yaşanıyordu.
Rahmetli Turgut Özal, seçim sürecinde tam üç kez Mersin’e geldi. Hatta son konuşmasını yapmak için mitinge 15 dakika gecikmeyle yetişmişti.
Bu, yarışın ne kadar çekişmeli geçtiğinin açık göstergesiydi.
Ben mitinglerde işçi haklarından, eşitlikten, ayrımcılığa karşı duruştan ve Hollanda modeli belediyecilikten söz ediyordum.
Ayrıca şu sözü de sık sık dile getiriyordum: “Mersin’in limonunu Özal’a yedirmem. Hollanda’ya satar, yine kaynağımı bulurum.”
Bu sözler, özellikle seçmen üzerinde ciddi etki bırakıyordu.
DALAKDERESİ GECESİ VE PARTİ İÇİ İHANET
Ama siyasetin karanlık yüzü de o günlerde kendini gösterdi.
Seçimden kısa süre önce, Doğru Yol Partisi’nin yönetiminde yer alan birçok kişi Dalakderesi’nde düzenlenen bir yemekte bir araya getirildi. Tavuk yemeğiyle meşhur o mekânda yapılan görüşmelerin ardından, partinin önemli bir bölümü farklı yönlere kaydı.
Açık söylemek gerekirse, parti içinden ciddi bir kopuş yaşandı.
Bu, benim için büyük bir kırılma noktasıydı.
“KARAÇAY ÇEKİLDİ” YALANI VE BİR ANNE’NİN İTİRAFI
Aynı gece, Mersin sokaklarında başka bir oyun daha oynandı.
Kapılar çalındı, insanlara şu söylendi: “İlhan Karaçay, ANAP lehine çekildi.”
Bu yalan, birçok insanı etkiledi.
Rahmetli Ergun Dinçkal’ın annesi, bana yıllar sonra şunu söyledi: “Oğlum, o gece kapımıza geldiler. Senin çekildiğini söylediler. Ben de sana kızdım ve oyumu vermedim.” İşte siyaset bazen böyle çirkinleşebiliyor.
AMSTERDAM’DA ÖZAL İLE YÜZ YÜZE
Yıllar sonra Amsterdam’da bir toplantıda, rahmetli Turgut Özal ile aynı masada oturduk.
Yan yana oturuyorduk.
Bir ara elini dizime vurdu ve bana dönerek şöyle dedi: “Mersin’de durum nasıl Karaçay?” Bu sözün altında yatan anlamı elbette anladım.
Bu, aslında “Mersin’de seni nasıl yendik” demenin farklı bir yoluydu.
Ben de o an siyasetin nasıl bir oyun alanı olduğunu bir kez daha hatırladım.
DUYGUSAL ZİRVE NOKTASI:SEÇİM SONUCU NE OLDU?
Mersin, o gün gerçekten beklenmedik bir tabloya sahne oldu. Sonuç, sadece siyasi çevreler için değil, sokaktaki vatandaş için de büyük bir sürprizdi. Hatta açık söylemek gerekirse, o sürprizin oluşmasında benim de payım vardı.
O dönemin siyasi dengelerine baktığınızda, aslında tablo yavaş yavaş şekilleniyordu. Sol oylar zaten iki önemli isim arasında bölünmüştü. Halkçı Parti’nin adayı Kaya Mutlu ve SODEP’in adayı Aklan Yürekli, aynı tabana hitap ediyor, benzer söylemlerle seçmenin karşısına çıkıyordu. Bu durum, daha en başından itibaren dengeleri hassas bir noktaya taşımıştı.
Ama mesele bununla da sınırlı kalmadı.
Benim adaylığım, özellikle Mersin’de önemli bir seçmen kitlesini oluşturan ve büyük ölçüde sol eğilimli olan Arap kökenli vatandaşların oylarında da bir hareketlenmeye neden oldu. Bu seçmen kitlesinin bir bölümü bana yönelince, zaten ikiye bölünmüş olan sol oylar, fiilen üç parçaya ayrıldı.
Siyasette bazen çok büyük projeler değil, küçük gibi görünen dengeler sonucu belirler.
İşte o seçimde de tam olarak bu yaşandı.
Sol, kendi içinde bölündü. Dengeler değişti. Ve o değişen dengelerin arasından, başlangıçta kazanma ihtimali düşük görülen bir isim çıktı.
SEÇİMİ KAZANAN ANAVATAN PARTİSİ’NİN ADAYI OKAN MERZECİ…
Hiç beklenmeyen bir anda, hiç beklenmeyen bir sonuçla ipi göğüsledi ve Mersin Belediye Başkanı oldu.
Bu sonuç, sadece bir seçimin sonucu değildi. Aynı zamanda siyasetin ne kadar hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu gösteren çarpıcı bir örnekti.
Ben ise ertesi gün, hayatım boyunca savunduğum bir anlayışı bir kez daha uyguladım.
Çünkü benim için seçim sadece kazanmak ya da kaybetmek değildi. Seçim, aynı zamanda bir duruş meselesiydi.
Kazananı kutlamak, demokrasinin en güzel geleneklerinden biridir.
Bu düşünceyle, rahmetli Okan Merzeci’yi bir öğle yemeğine davet ettim. Onu içtenlikle, samimiyetle tebrik ettim. Elini sıktım ve başarılar diledim.
Çünkü seçimler biter.
Rekabet sona erer.
Ama şehir kalır.
Ve o şehre hizmet edecek olan kişi, artık sadece bir partinin değil, o şehirde yaşayan herkesin belediye başkanıdır.
İşte bu anlayış, belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeydir.
Siyaset sert olabilir.
Rekabet kırıcı olabilir.
Sözler bazen ağırlaşabilir.
Ama bütün bunların ötesinde, bir medeniyet çizgisi vardır.
O çizgi, kaybedince de dik durabilmeyi…
Kazananı alkışlayabilmeyi…
Ve en önemlisi, şehrin menfaatini her şeyin üstünde tutabilmeyi gerektirir.
Bugün geriye dönüp baktığımda, seçim sonucundan çok, o gün sergilenen duruşun daha değerli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bazı anlar vardır; Kazandığınız için değil, nasıl davrandığınız için hatırlanırsınız.
Ve ben, o gün Mersin’de sadece bir seçim yaşamış değil…
Aynı zamanda siyasetin nasıl olması gerektiğine dair küçük de olsa bir örnek bırakmış olduğuma inanıyorum.
YILLAR SONRA YİNE AYNI SAHNE
Aradan yıllar geçti.
Ben gazeteciliğime devam ettim.
Ama 2019 yerel seçimleri öncesinde ismim yeniden gündeme geldi.
Bu kez farklı bir siyasi tabloda, farklı bir partinin aday ihtimali olarak.
Anketlerde adım geçti. Raporlara girdi. Tartışıldı.
Ama ben aynı noktada kaldım.
Çünkü siyasetin doğasını bir kez görmüştüm.
Medyaya yansıdığı şekilde konu şuydu: “AK Parti’nin, Mersin’de CHP’nin muhtemel bir Fikri Sağlar adaylığına karşı silahı İlhan Karaçay.
AK Parti Kurmaylarına verilen bir raporda, CHP’nin Fikri Sağlar’ı aday göstermesi halinde kazanma şansının yüksek olduğu, buna karşın AK Parti’nin mevcut oylarını artırabilmesi için en güçlü rakip adayın İlhan Karaçay olduğu belirtiliyor.
Aday adayı olması istenen İlhan Karaçay, ‘Ankara’dan sağlam bir onay gelmezse, aday adayı olmam’ ısrarını sürdürdü.
O zaman İlhan Karaçay, “1984’teki seçimlerde Doğru Yol’un aday adaylığı için 10 isim vardı. Bana Ankara’dan rahmetli Demirel’in garanti vermesi sonucunda aday adayı olmuştum. Şimdi de Ankara’dan kesin bir onay gelmesini isterim. Kendimi gülünç duruma düşüremem’ demişti.”
Benim hakkımdaki haberin bu şekilde yayılmasından sonra, özellikle Mersin ve Hollanda’da büyük bir yankılanma oldu. Tabii ki her kafadan da çeşitli yorumlar ve dedikodular yapıldı.
Bana gelen mesajların çoğu olumlu ve övücüydü tabii.
Ama akıl verenler de çoktu. ‘Şaşırdım’ diyenler de vardı.
Ben de mesaj gönderenlere özelden email mesajları gönderdim ve durumu anlatmaya çalıştım.
Birileri bana, ‘Aday adayı ol’ demişti. Ben de bu deyişlere karşı nasıl hareket etmem gerektiğini araştırmaya başladım.
NEREDEN NEREYE…
Bugün dönüp baktığımda, Mersin’de yapılan projeleri gördükçe içimden şu geçiyor:
Demek ki o gün hayal olarak anlattıklarımız, bugün bir bir hayata geçiyor.
Yenişehir Belediyesi’nin bilim temelli yaklaşımı,
Büyükşehir Belediyesi’nin dev projeleri,
Eğitimden enerjiye uzanan vizyon…
Bunların hepsi, yıllar önce dile getirilen bir anlayışın bugünkü karşılığıdır.
Siyaset çirkin olabilir.
Ama şehirler güzelleşebilir.
Ve Mersin bugün güzelleşiyorsa, gelişiyorsa, dönüşüyorsa…
Bunda geçmişte kurulan hayallerin de bir izi vardır.
Belki de en güzeli, hayallerin bir gün başkalarının ellerinde gerçeğe dönüşmesidir
Kalın sağlıcakla.
Bir İçel aşığından Mersin’in hikâyesi…
İlhan KARAÇAY
Dünyanın dört bir yanında doğmuş ve o yörede büyümüş insanların hemen hemen tamamı, doğup büyüdükleri yerin atmosferine aşık olmuşlardır.
Kimi mahallesindeki bir ağacı, kimi dostlarını, kimi de sosyal ve kültürel ilişkilerini özler. ‘Benim memleketim gibisi yok’ diyenler çoğunluktadır.
Örneğin, benim eşim Jeanne, doğup büyüdüğü Hollanda’nın Vogelenzang (Ötüşen kuşlar) köyüne her gidişimizde, iki tarafı ve gök kubbesi ağaçlarla dolu olan yoldan geçerken, ‘Kendimi cennette hissediyorum’ der.
Ben de, gemi ile limandan ayrılırken gördüğüm palmiye ağaçlarından doğan manzarayı unutamadığım Mersin için, nerede bir palmiye ağacı görsem ‘Cennetteyim’ derim.
Herkesin kalbinde, kendi doğup büyüdüğü yer geniş bir yer kaplar.
Herkes, doğup büyüdüğü yer ile övünür ve över.
Ne var ki, bazıları olaya değişik yönlerden bakıp değerlendirme yapar.
Örneğin ben.
Doğup büyüdüğüm Mersin’e (Aslında 25 yılım Mersin’de, 60 yılım Hollanda’da geçti) çok taraflı değerlendirmeler ile bakarım.
Pek çok Mersinli, Mersin’i yazmıştır.
Mersinli olmayıp, araştırdıkları bu kenti överek yazanlar da olmuştur.
Hepsinin kaleminden ballar akmıştır.
İşte şimdi ben de, bir İçel aşığı olarak, Mersin’i yazmaya karar verdim.
Mersin’de fenomen olan insanlardan söz etmeden önce, isterseniz tarihi ve coğrafi konumuna bakalım:
Biliyorsunuzdur, Adana, Konya ve Antalya illeri üçgeninde bulunan vilayete İçel adı verilmişti.
1936 yılında Köy olan yerin adı Mersin’di. 1852’de Nahiye oldu. 1864’te Kaza, 1888’de Liva olan Mersin, 1924 yılında Vilayet (İl) oldu.
Nasıl olduysa, 1933 yılına gelindiği zaman, Silifke ile birleştirilerek İl adı İçel olarak değiştirildi. Tabii ki Merkez Mersin olarak kaldı.
Rahmetli dostumuz Avukat Şinasi Develi, Kenan Kayaselçuk ve Kemal Gülenler gibi dostlar, Mersinliler’in hiç beğenmediği ve sevmediği İçel adından kurtulmak için çok mücadele ettiler.
Mersin adının, bu yörede ‘murt’ denilen bir bitkiden kaynaklandığı söylenir. Ama durum öyle değildir.
Araştırmacı yazar Sait Uğur bu konuda şöyle diyor: ”Mersin’e Mersin denilmesinin sebebi, şimdiki Mersin şehrinin yakınlarında eskiden MERSİNLİ adında bir aşiret varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelen aşiretlerdenmiş. MERSİN adı ile Anadolu’da daha yedi, sekiz tane köy vardır ki, MERSİN adı bu Mersin adındaki Türk Oymağının adına göre konmuştur. Yoksa Mersin’deki Mersin ağacından dolayı buranın adı MERSİN konmuş değildir.”
Mersin, 2 Eylül 1993’te çıkarılan 504 sayılı kanun hükmünde kararname ile büyükşehir unvanı kazandı. Haziran 2002’de ilin İçel olan adı, Mersin olarak değiştirildi. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 30 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi. 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile 2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.
Şehrin bugünkü durumuna gelmesinde, şu anda azınlık olsalar da Hıristiyan Levantenlerin önemi yadsınamaz. Şehirde halen Levantenlere ait iki katedral bulunmaktadır: Latin-İtalyan Katedrali ve Arap-Ortodoks Katedrali. Ayrıca şehrin kuzeyine Rumlar için bir kilise yapılması da gündemdedir.
Liman, Mersin ekonomisinin dayanak noktasıdır ve Türkiye’nin dünyaya açılan kapısı durumundadır.
Doğu Anadolu, Batı Akdeniz ve İç Anadolu’daki fabrika ve ticaret firmaları ithalat ve ihracatını Mersin üzerinden yaparlar.
Türkiye’nin en büyük ikinci Serbest Bölgesi olan Mersin Serbest Bölgesi burada kurulmuştur ve 433 şirkete ev sahipliği yapmaktadır. İşleticisi MESBAŞ’tır. Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesi’nde 150’ye yakın firma faaliyet göstermektedir.
Mersin’de iş merkezlerinin çokluğu, nakliye ve gümrük firmalarının sayıca fazlalığı bu yüzdendir. Mersin Serbest Bölgesi de benzer özellikleri ile Mersin ve ülke ticaretinde önemli bir yer tutar.
Günlük hayatın vazgeçilmezlerinden olan alışveriş merkezleri, Mersin’de yatırımlarını sıklaştırmaktadırlar.
2009 yılında Avrupa’nın en iyisi seçilen Forum Alışveriş Merkezi, Marinavista, Beymen Mall, PalmCity ve Sayapark AVM, Soli Center, Mersin Marina AVM, Tarsus Avm vb. Ticaret merkezleri, Mersin’de çoğalmaktadır. 2009 yılında Multi Turkmall tarafından yapılan Forum Mersin Alışveriş ve Yaşam Merkezi, Avrupa’nın en büyük perakende organizasyonu, Uluslararası Alışveriş Merkezleri Konseyi (ICSC) tarafından Avrupa’nın en iyi alışveriş merkezi seçildi.
Erkek nüfusunun %80’i ve kadın nüfusunun %69’u istihdam ediliyor. İşsiz nüfus yaklaşık %7’dir.
Hızla hayata geçirilen GAP, Ataş Rafinerisi ve sahip olduğu geniş hinterlandı sayesinde Mersin Limanı, Türkiye’nin konteyner hacmi bakımından ikinci, kargo tonajı bakımından altıncı büyük limanıdır.
Türkiye’nin en önemli iç turizm merkezidir. Son yıllarda turizmde yapılan atamalar ve sahile yapılan yeni otellerle Türkiye’nin yeni turizm bölgesi olma yolundadır. Yat turizminin gelişmesi amacıyla uluslararası standartlara uygun 500 yat bağlama ve 300 yat karaya alma kapasiteli Mersin Ana Yat Limanı tamamlanmıştır.
Mersin coğrafi açıdan lojistik merkez özelliğine sahip bir kenttir. Halihazırda bulunan liman, demiryolu taşımacılığının yanı sıra, karayolu taşımacılığında da Mersin önemli bir noktadadır. Mersin Büyükşehir Belediyesi, Uluslararası Nakliyeciler Derneği ve Mersin Valiliği ile ortak olarak Mersin Lojistik Merkezi’ni kurma çalışmalarını tamamlamak üzeredir. Doğu Anadolu, Batı Akdeniz ve İç Anadolu’daki şirketler ithalat ve ihracatını, Mersin üzerinden yapar. Mersin’de iş merkezlerinin çokluğu, nakliye ve gümrük firmalarının sayıca fazlalığı bu yüzdendir. Mersin Serbest Bölgesi de, benzer özellikleri ile Mersin ve ülke ticaretinde önemli bir yer tutar. Yapıldığında Türkiye’nin en uzun binası konumundaki Metropol Ticaret Merkezi 52 katlıdır ve Akdeniz ilçesindedir
Tarım
Verilere göre, Mersin’de arazi varlığının takriben yüzde 55’i orman ve fundalık arazi, yüzde 35’i işlenen arazi, yüzde 4 civarı çayır ve mera, geri kalan araziler ise yerleşim alanı veya tarıma elverişsiz alanlardır.
Mersin’de üretilen Anamur muzu dünyaca ünlenmiştir. Tarıma dayalı sanayi gelişme göstermektedir. Mersin merkezde kayısı, ceviz, kiraz, şeftali ve sebze yaygın olarak üretilirken son yıllarda tropikal meyve ve sebzeler de üretilmeye başlanmıştır. Batı Mersin’de daha çok Anamur, Bozyazı, Aydıncık, Silifke ve Erdemli ilçelerinde muz, turunçgiller, çilek, papaya, pepino, ananas,salatalık ve domates yetiştirilmektedir.
Bir Mersin Aşığı, Halil Fersan GÜR’ ün bir yazısı
EVLERİNİN. ÖNÜ. MERSİN
“Sen bu şarkıyı bilir misin ?’
100 küsür yıl evvel Mersinin kilidini dünyaya açan anahtarı dört adet iskelesiydi.
Bu iskelelerden, Anadolu’nun ve Çukurova’nın el emeği, alın teri ihraç edilir, Istanbulu bilmeyen batı, Mersini tanırdı. Batının bilgisi de bu iskeleler vasıtasıyla Mersin’e taşınıyordu.
40-50-60’lı yıllarda Beyrut’tan Avrupalı sanatçılar, Mersin gazino, pavyonlarında program yapar, revü kızları gelirdi,
18.30 matinesi sinemaya gidilecekse, bayanlar kuaföre. gider, beyler sinekkaydi traş olur, smokinler, kravat veya papyon takılır, hanımlar gece tuvaletlerini giyer baloya gider gibi giyinirlerdi. Sinemaya gitmek bile bir kültür etkinligiydi.
Mersinde, cami, kilise, havra aynı sokaktaydı.
Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Rum ve İtalyan aynı sokakta komşuluk eder, hoşgörü içinde mutlu yaşarlardı. Mezarlıkta bile ebedi uykularında halen komşudurlar.
Bu insanlar, tahrik ve kışkırtmalara kapılmadan, hoşgörü içinde bu huzurlu şehirde mutlu yaşadılar. Çünkü Mersin mutluluklar kentiydi.
Sen; Hilal Sineması’ndan çıktığında, ayrancı İsmet’ten ayran içtin mi ?
Macuncu Doğan’dan 5 kuruşa simit üzerine macun çektirip teneffüste yedin mi ?
Lahmacuncu Tahsin’den ayaküstü. lahmacun yedin mi ?
Dondurmayı, Halil amcanın seyyar arabasından 25 kuruşa yedin mi ?
Entel caddesinde tostcu İbrahim’in nefis tostlarından yedin mi ?
Buzcu Osman’dan 50 kuruşa buz alıp ellerin dona dona annene götürdün mü?
Mahfelde, Bahriyelinin başına nargile koyup çiftetelli oynamasını seyrettin mi ?
Emirgan Çay Bahcesi’nde, sıcak yaz geceleri Şükran Ay’dan canlı olarak şarkılar dinledin mi?
Yazlık Güneş Sineması’nın bitmek bilmeyen o uzun merdivenlerini tırmanıp, mehtaba karşı film izledin mi?
Sen; baban veya deden bunları yaşadılar ise Mersinlisiniz.
Hem de mutlu zamanların yaşandığı mutlu ve öz Mersinlisin.
Yolu Mersin’e düşüp, halen Mersin’de yaşayan herkes gönül bağıyla Mersin’e bağlıysalar, onlar da Mersinlidir. Çünkü Mersinlilik ruhunu içlerine çekmişlerdir…..
Mersin’in duayen gazetecilerinden, yıllanmış çınar Selçuk Ölçer, 50 yıldır süren Mersin sevdasını ve yarım asırlık tanıklığını paylaştı. Özellikle 1960’lı ve 70’li yılların Mersin tablosunu ortaya koyan Ölçer, anlattıklarıyla kent tarihine bir not düştü.
Mersin’de uzun yıllar spor muhabirliği yapan, içindeki gazetecilik aşkını son yıllarda köşe yazarlığı ile sürdüren Mersin İmece gazetesi yazarı Selçuk Ölçer, 1963 yılında yerleştiği kentte, yaşadıklarını İçel Sanat Kulübü’nde düzenlenen ‘Tarih Buluşmaları’nda anlattı. Ölçer, Mersin’in renkli simalarından rahmetli Lina Nasif’in yönettiği söyleşide, Mersin’e yerleşmesinden bugüne geçen 50 yılda tanık olduğu olayları, bizzat tanıdığı renkli kişileri, siyasetçileri, sporcuları, kentin renkli sosyal hayatını ve kabadayılarını, gazetecileri paylaştı.
Selanik göçmeni bir baba ile Girit göçmeni bir annenin en büyük çocukları olarak 1940 yılında dünyaya gelen Selçuk Ölçer, gazeteciliğe Mersin’de 1963 yılında Yeni Asır gazetesinin Mersin spor muhabiri olarak başladı. İlk spor giriş kartını Edip Buran Spor Salonu’ndan alan, o günden bugüne kesintisiz futbol haberi yapan, Mersin Hakimiyet gazetesinin ardından Mersin İmece gazetesinde çalışmaya başlayan Ölçer, 1952 yılında babasının Mersin Çukurova Fabrikası’na muhasebeci olmasıyla Mersin’e geldiklerini belirtti. Profesyonel müzik yaşamı ve 2 yıl askerlikle birlikte sadece 7 yıl Mersin’den uzak kaldığını aktaran Ölçer, 1963 yılında tekrar Mersin’e gelerek yerleştiğini ifade etti. Ölçer, “1963 yılından bu yana geçmişin izlerini, anılarını, ilginç olaylarını ve kişilerini belleğimde muhafaza etmeyi başarırken kent yaşamını, tanıdıklarımı, dostlarımı, kaybettiklerimi yarınlara sakladım” dedi.
Ortaokulu Mersin’de tamamladıktan sonra müzik yaşamına adım atan Ölçer, İstanbul ve İzmir’de ünlü müzisyen Özdemir Erdoğan ile aynı sahneyi paylaştığını, daha sonra Mersin’e döndüğünü kaydetti. Mersin yaşamının en anlamlı yıllarının 1963 tarihinde başladığını belirten Ölçer, “Sinemalarımız, esnafımız, kentin ileri gelenleri, kabadayılarımız, Ak kahvemiz, süslü faytonlarımız, Halkevi bandomuz, tek ve iki katlı bahçeli evlerimiz, delilerimiz hep bu yıllarda belleğimde yer etti. 1963 yılında Kuvva-i Milliye Caddesi üzerinde Mersin’in ilk plakçı dükkanı olarak Mersinlilere müzik hizmeti sunmaya başladım. Geniş ve yaygın bir müşteri grubum oluştu ve bu vesileyle Mersin’de yaşayan her kesimden pek çok kişiyi de tanıyıp, arkadaşlıklar kurdum. Dükkanımın karşısında Asfur Pavyonu, biraz aşağıda Mersin’in en ünlü fotoğrafçısı İlyas Yılgör’ü, Ziya Erden’i, Homurluları, Özyurtları ve Yoğurt Pazarı taksi durağını, rahmetli kitapçı Sarı Hilmi’yi, Berber İlhami’yi, Kurukahveci Arapağayı, Antalyalı kardeşleri, tuhafiyeci Ali Okay’ı, Dado Doğan’ı, Onbir Yusuf’u, Turşuculu Halil’i, gazeteci Tekgüç kardeşleri çok yakından tanıma fırsatına eriştim” diye konuştu.
“ÇOK ŞIK GİYİNEN, VATANDAŞTAN SAYGI GÖREN KABADAYILARIMIZ VARDI”
Mersin’in 1960’lı yıllardaki nüfusunun 60 bin civarında olduğu bilgisini de veren Ölçer, o yıllarda Kel Hasan (Mazhar) tarafından açılan ve ailelerin gittiği White Horse adlı gece kulübünün Mersin’de en çok ses getiren gelişmelerin başında geldiğini vurguladı. Mersin’de yaşayanların o yıllardaki en büyük eğlencelerinden birinin de sinemalar olduğuna işaret eden Ölçer, yazlık ve kışlık sinemaların her daim dolu olduğunu dile getirdi.
Kentin çok renkli kabadayıları olduğuna da değinen Ölçer, “Mersin kenti asude bir yaşam sürmesine karşın kabadayıları ile de ünlüydü. Ben tanıma fırsatını bulduğum kabadayıların insani yönlerini çok iyi ortaya koyduklarını birçok olayda müşahede edenlerden biri oldum. Bunların pek çoğu Yeni Mahalle kökenli idi. İskarvel Ali, Benli Kenan, Yaşar Göçer, Dodo Kazım, Nedim Görman ve Fedai Mustafa, hem çok şık giyinirler, hem de kimseye pek kötülükleri olmazdı. Kendi raconlarına bakarlar, vatandaştan da saygı görürlerdi. Bunların pek çoğu o yıllarda benim plakçı dükkanımın sadık müşterileri arasında yerlerini alırlardı. Onların mekanları yaylalar ve kulüplerdi. Kendi yasaları ile birçok mahalle ve sokağı korurlardı” ifadelerini kullandı.
20’yi aşkın kasabın yer aldığı Kasaplar Çarşısı’na ilişkin anılarını aktaran Ölçer, Mersin’in önde gelenlerinden de kesitler sunarak, şunları söyledi: “Mersin’den kimler geldi, kimler geçti bir bilseniz. Pozcular, Sabuncular, Arap Ağalar, Merzeciler, Karamehmetler, Oklar, Hayfaviler, Sıdalılar, Levantiler, Butroslar, Özcanlar, Turşucu Haliller, Seydaviler, Helvacı Antalyalılar, Ninolar, Budurlar, Sevimler, Arap Zekalar, Dado Doğanlar, Tekgüçler, Dumaniler, Toroğlular, Dr. Kayhan Oktarlar, Eczacı İrfan Tankutlar, gazeteci Tufanlar, Sarı Hilmiler, Kanunlar, Hayfaviler, Terzi Raşeler, Madam Olgalar, Gömlekçi Selahattinler, Mobilyacı Muharremler, Dondurmacı Haliller, Hamamcı Meşluşlar, Arabacı Tahsinler, Kebapçı Cibeyliler, Lokantacı Abdi Ustalar. Bunlar belleğimde kalabilenler.”
EN BÜYÜK AŞKLAR ÇAMLIBEL AŞIKLAR PARKI’NDA BAŞLARDI
Çamlıbel Aşıklar Parkı’nın kendisinde bitmeyen anıları olduğunun altını çizen Ölçer, “Hala 40 yılı aşkın bu semtte oturuyorum. Etrafı Levantenlerin taş ve bahçeli evlerinin sarmaladığı Çamlıbel’de, ağaçların eğilip, yola sarkıttığı yeşil dalların altında buluşurdu o yılların gençleri. En büyük aşklar orada başlardı. Etraftaki portakal ağaçlarının kokusuna yasemin de katılırdı” şeklinde konuştu.
Ölçer, Uray Caddesi’ne ilişkin de şu bilgileri verdi: “Mersin’in en büyük tüccarlarının sıralandığı cadde idi. Gazioğulları, Miskaviler, Turanlar, Ergençler, Levantiler, Sorsuklar ve irili-ufaklı pek çok tüccarın yer aldığı eski taş binalar hala eskinin gizemini korumaktadır. Bu cadde üzerinde yer alan ve hala faaliyetini sürdüren Asmalı Kahve, günümüze kadar uzanan Uray Caddesi’nin son ayakta kalan ve tarihe tanıklık eden bir yerdir. Azakhan ise ne yazık ki, yıllardan beri önü tıkanmış, tarihle ilgisi kesilmiş ve sahipleri tarafından bir türlü ortaya çıkarılamamıştır.” Mersin’in simgelerinden Akkahve ve Halkevi binasına ilişkin anılarını da anlatan Ölçer, Akkahve’nin kentin en çekici yerlerinden biri, Halkevi’nin ise sineması, kütüphanesi ve Mersin’in ilk dans edilen, ailece gidilen, nişanlara, düğünlere tanıklık eden Belediye Bahçesi ile kente büyük prestij kazandırdığını sözlerine ekledi.
Mete Ölçer, anılarını anlatırken Karaçay kardeşleri unutmuştu tabii.
Hüseyin, Zekeriya, Ayhan ve İlhan Karaçay kardeşler, Mersin’e ve Mersinliler’e kazandırdıkları Pompeipolis Turistik Tesisleri ile önemli bir hizmet sunmuşlardır. Müzikli gazinosunda, yemek müziğinden sonra danslı eğlencelere imza atan Karaçay kardeşler, her gün 2 bin kişinin yararlanabildiği bir halk plajı ile, Mersinliler’e en iyi hizmeti vermişlerdir.
Ayrıca, Karaçay kardeşlerin Hamidiye mahallesindeki sosyal ve kültürel etkinlikleri de, sitayişle söz edilmesi gereken gelişmelerdir.
Hamidiye mahallesi denilince akla gelen diğer bir aile de, ‘Tanışlar’ olmalı.
Yunus Tanış’ın çocukları Sabahattin, Rıfat, Kemal, Celal, Nuri, Fahri ve Cemo Tanış, Mersin’in saygın kişileridir.
Nostaljinin Mekkesi Mersin
Hürriyet’te ‘Terz Yüzü’ adlı köşesindeki yazıları ile büyük beğeni kazanan dostum ve hemşehrim Özdemir İnce, salı günkü yazısında çok güzel örneklemeler yaparak Avrupa Birliği’nin dayatmacılarına yüklenmiş.
Özdemir İnce, yazısına şöyle başlamış:
“Mersin’de benim yeniyetmeliğimde bir tekerleme vardı, insanlar bununla birbirlerine takılırlardı.
Daha sakalı çıkmamış bir delikanlı, sarı burma almak için tatlıcının seyyar tezgahına yanaşıp “Haji datli gaj bara” diye soruyor: (Hacı, tatlı kaç para?)
“Ülek sen barlak çocuk istemez para” diyor. (Sen parlak çocuk, istemez para)
Burada bir sulu takılmanın ötesinde bir başka mesaj var.
Türkiye’nin, her ne pahasına olursa olsun, tarihini, coğrafyasını, ulusal onurunu, güvenliğini ve bütün kaynakları bir bilinmeze takas ederek Avrupa Birliği’ne girmesini savunanlar, herkesin Avrupa tatlıcısına “Haji datli gaj bara” diye sormasını istiyorlar. Bu da yetmiyor, tatlıcının yanıtının da “Sen parlak çocuk istemez bara” olması için yapılması gereken jest ve mimileri tarif ediyorlar.
Ne büyük bir tesadüf ki, Özdemir İnce’nin bu yazısını çarşamba sabahı Mersin’de okudum. Salı günü Amsterdam Schiphol Havaalanı’nda aldığım Hürriyet’i gecelediğim Mersin Hilton’da sabah saat 06.00’da okurken gözlerim doldu.
İsterseniz, Özdemir’in tam bir Arap şivesi ile yazdığı espriye bir açıklık getireyim.
Mersin’de “sarı burma” denen tatlı çok meşhurdur. Tıpkı “tantuni kebap” gibi…
Bir genç oğlan tatlıcıya yanaşmış ve “Hacı, tatlı kaç para” diye sormuş.
Tatlıcı da “Ulan, sen parlak bir çocuksun, istemez para” diye yanıt vermiş.
Gerçekten de, köklü Mersinliler’in diline pelesenk olan bu tekerlemenin kahramanlarını ben şahsen tanıyorum. Mersin’de tüm seyyar satıcılara tatlı veren Beddur isimli bir usta vardı.
Arap kökenli Beddur, Türkçeyi Arapça gibi konuşurdu. Beddur’un tatlı yaptığı çardağa gitmek için önce bir mezarlıktan yürünürdü. Ama yürünen saat gecenin yarısından sonraydı.
O zamanlar pavyonların dışında bir eğlence yeri yoktu. Cafe, bar, pastane gibi yerler de yoktu.
Gençlerin bir hamam sefası, ardından da işkembe çorbası sefası vardı.
Gençlerin bir çoğu da Beddur’a giderdi.
Beddur’un önceden hazırladığı tatlı hamurunu, çok becerili bir şekilde yağ kazanına burma halinde döküşünü seyreden gençler, sıcak sıcak yedikleri sarı burmaları unutamazlar.
Ben de arkadaşlarım ile her gece olmasa da sık sık Beddur’a giderdim.
Beddur’a “Hacı” derdik. Bize askerlik anılarını anlatmasını isterdik. O da anlatıp dururdu.
Garp Savaşından dönüşünü anlatırdı. Trenle yaptığı yolculuğu anlatırken, “Halep indiii, Şam. Şam indii Beyrut. Beyrut indii, Antakya. Antakya indii, Adana. Adana indii, Burdur” dediği an dinleyenlerden biri “in orda vurdur” deyince Beddur çıldırırdı.
Yukarıdaki çocukça ve hatta saçmaca anı garipsenmesin. Özdemir İnce, çok güzel bir tekerlemeden söz etmiş. Ben de bu tekerlemenin kahramanını tanıtmak için Beddur’dan söz ettim.
Evet, Özdemir’in sözünü ettiği “Haji” Beddur ustadır. Barlak şujuk (parlak çocuk) da bir arkadaşımızdı.
Aslında Özdemir İnce, Yavuz Donat, Veysel Serçe ve Kayhan Sağlamer gibi Mersinli yazarların kaleme alacağı “Mersin Nostaljileri” adlı bir kitap satış rekoru kırar.
Kimlerden söz edilmez ki Mersin’de?
50 yıl öncesinin bir Deli Kadir’i, dünya delilerine profesörlük yapacak cinstendi.
Deli Kadir, takım elbise giyer, papyon kravat takar ve fötr şapkası ile çıktığı sokaklarda yalın ayak gezerdi.
Deli Yusuf’u bilmeyen yoktur Mersin’de.
20 yıl önce vefat eden Deli Yusuf, “zır deli” denilecek cinsten bir şizofrendi. Ama buna rağmen çalışırdı. Et ve balık kurumunun arabasından kasaplara et taşırdı. “Hasta” bir İdmanyurdu fanatiği idi ama futbolu bilmez ve anlamazdı.
Sırtında 11 numaralı İdmanyurdu forması ile stadın her tarafını dolaşır amigoluk yapardı.
Bu nedenle de herkes ona “Onbir Yusuf” diye seslenerek kızdırırdı.
DELİ YUSUF’TAN BİR NOSTALJİ:
Turgay Şeren Mersin İdmanyurdu’nun antrenörü idi. Deli Yusuf’a bir futbol ayakkabısı hediye etmişti. Yusuf bu ayakkabıları bağlarıile boynuna asarak dolaşırdı. Bir gün ünlü bir Mersinli’nin cenaze namazına katılır Deli Yusuf.
Turgay Şeren ile menajer Bayram Birinci cami dışındadır. Deli Yusuf’un namaz için eğildiği sırada, yanındaki ayakkabıları gizlice çalan Bayram Birinci, bunu yaptığına bin pişman olur. Zira ayakkabıların yokluğunu anlayan Deli Yusuf, cami içinde Allah’a ve kitaba küferederek isyan edere. Bu anı Turgay Şeren’in unutamadığı bir nostaljidir.
Deli Yusuf’un bir de kardeşi vardır. Bu da Deli Ahmet, Yusuf’tan biraz daha az agresif olduğu için buna da “Beş buçuk Ahmet” derler.
Yani 11’in yarısı…
Beş buçuk Ahmet’i yazmakla tanıtmak mümkün değildir. Beşbuçuk Ahmet ancak sözlü anlatılır.
Mersin’in nostaljilerinde saedce deliler yok.
Hoş, bir de Deli Sait vardı. Bu da İdmanyurdu fanatiği idi. İddia üzerine bir tepsi baklava yer ve bir teneke su içerdi.
Mersin’in eski kabadayıları da nostaljinin kaynağı olabilirler. Doda Kazım, Mecnun Kemal, Küçük Mecnun Zekeriya Karaçay, Hamit Bermek, Yaşar Göçer, Kel Hasan ve daha nicelerenin hikayeleri yazmakla bitmez.
Küçük Mecnun Zekeriya Karaçay bir halk kahramanı idi aslında…
Karakollarda adam dövüldüğü için karakol basar ve dosyaları alıp kaçardı.
Kel Hasan, Türkiye’ye örnek bir pavyonculuk yapmıştır. Konsomatrislerin çalıştığı pavyonlarda revu kızları getirerek, sosyeteyi 1960’larda pavyona çeken adam olmuştu Kel Hasan.
Arabacı Mehmetdip, Mersin’de sözü edilen nüktedanlardandır. Çok da muziptir Mehmetdip. 1950’lerde, Mersin’deki eşcinsellerin listesini yazıp kahvehaneye astığı için tutuklanmıştı.
Mehmetdip bir fayton arabası sürücüsüydü. O zamanın taksileri olan faytonlar, kabadayıların kullandığı lüks bir araçtı.
Lahmacuncu Tahsin, pazar yerinin ortasındaki fırınında lahmacun yapar ve pazar yeri ortasında bir tepsi içinde satardı. Halk tepsinin başına üşüşür ve istediği kadar yerdi. Maydanozlu ve limonsulu lahmacunların hesabını bilmezdi Tahsin. Kim ne kadar para verirse “Allah razı olsun baba” derdi.
Sizler için çok şey ifade etmeyeceği için Mersin’deki nostaljik isimleri sıralamamda bir yarar olmayacak. Çünkü ismini zikredeceğim kişiden bir anı da anlatmak lazım.
Böyle bir anı kitabı için kolları sıvamak lazım. Bakalım Özdemir İnce, Yavuz Donat, Veysel Serçe, Kayhan Sağlamer ve bu satırların yazarından hangisi bunu gerçekleştirecek? Mersin nostaljileri mutlaka top seller olur.