Statüko Unutkanlıktan Beslenir

Fizikte bazı sistemler vardır: Dışarıdan bakıldığında tamamen sakin görünürler. Ne bir hareket vardır, ne bir değişim. Sistem dengededir. Ama bu denge, gerçek bir kararlılık değildir. Sadece, sistemin salınım yapacak enerjiyi kaybetmiş olmasıdır.

Statüko da benzer şekilde mevcut düzenin değişmeden devam etmesidir. Ama daha önemlisi: artık kimsenin onu değiştirmeyi ciddi ciddi düşünmediği bir haldir.

Statüko kendini zorla değil, hatırlanmayan alternatifler sayesinde korur. İnsanlar bastırıldığı için değil, başka bir şeyin mümkün olduğunu unuttuğu için statükoya razı olurlar.

Çünkü bir düzeni sürdürmenin en etkili yolu, ona karşı çıkmayı yasaklamak değil; alternatifleri görünmez kılmaktır.

Bu unutkanlık, sönümlü bir sistem gibi çalışır. Başlangıçta güçlü tepkiler vardır: itirazlar, tartışmalar, değişim talepleri… Ancak zamanla bu salınımlar azalır. Enerji kaybolur, sistem sakinleşir. Ve sonunda hareket ortadan kalkar. Bu durgunluk, sağlıklı bir denge değil; enerjisini yitirmiş bir sistemin sonucudur.

Unutkanlık ise farklı düzlemlerde işler.

Toplumlar geçmişin “daha iyi” olup olmadığını değil, bir zamanlar farklı ihtimallerin de var olduğunu unutur. Kurumlar zayıfladığında, her nesil yeniden başlıyormuş gibi davranır.
Birikim kaybolur, süreçler tekrar eder. Ama en kritik dönüşüm bireysel düzeyde yaşanır: Belki de en ilginç olanı, insanın bir zamanlar itiraz ettiği şeylere nasıl bu kadar kolay alışabildiğini fark etmemesidir. Bu noktada statüko dışsal bir yapı olmaktan çıkar, içselleşmiş bir dengeye dönüşür.

Fizikte metastabil (yarı-kararlı) sistemler vardır: Aslında daha kararlı bir durum mümkündür, ama gerekli enerji eşiği aşılmadığı için sistem bulunduğu halde kalır.

Statüko da böyledir. Daha iyi ihtimaller vardır, ama onları hatırlayacak ve zorlayacak enerji yoktur. Bu yüzden statüko, baskıyla değil, hafıza kaybıyla ayakta durur.

Hatırlamak veya farkındalık ise sadece bir zihinsel faaliyet değil, sistemi yeniden harekete geçirebilecek tek kuvvettir. Bu yüzden mesele sadece değişim istemek değildir. Asıl mesele, değişimin mümkün olduğunu hatırlamaktır.

Çünkü bir toplum, sorunlarını değil ihtimallerini unuttuğunda, çözüm aramayı da bırakır. Ve unutulan her ihtimal, statükonun biraz daha kökleşmesi demektir.

Unutmayalım ki, en tehlikeli sistemler, kaotik olanlar değildir. En tehlikeli sistemler, artık kimsenin hareket beklemediği sistemlerdir.

Related Posts

Karl Talip Kara’dan, Seka Sanat İhtisas Merkezi’ne övgü; “Burası sanata adanmış bir mekân”

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Seka Sanat İhtisas Merkezi, Kocaelili sanatseverleri ülkenin önde gelen sanatçılarıyla buluşturmaya devam ediyor. Merkez, geçtiğimiz günlerde eserlerinde klasik Türk İslam Sanatı ile Uzak Doğu…

TEMA Vakfı: İklim Krizine Karşı Kaybedecek Zamanımız Kalmadı

  TEMA Vakfı Edirne İl Temsilcisi Şirin ÇOĞAL, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında TEMA Vakfı’nın yaptığı açıklamaları paylaşarak ; iklim krizinin yalnızca çevresel değil, aynı zamanda toplumsal bir adalet…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir