
Bizimkisi Siyaset Değil, Memleket Meselesi
Geçtiğimiz günlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 600 milletvekilinin illere göre dağılımını gösteren yeni tabloyu yayımladı.
Tabloya baktığınızda sadece rakamları görmüyorsunuz. Türkiye’nin demografik değişimini, şehirlerin büyümesini ve siyasetin yeni dengelerini de görüyorsunuz.
Mesela Sakarya’nın milletvekili sayısı sekize yükselmiş. Kocaeli’nde ise bu sayı 14’e çıkmış.
Bu tablo, Marmara Bölgesi’nin siyasal ağırlığının giderek arttığını açık biçimde ortaya koyuyor. Göçler. Kontrolsüz göçler şehirlerin yapısını bozyuyor. Anadoluya geriye göçü şiddetle tavsiye ediyorum …
Ancak asıl mesele rakamlar değil.
Türkiye’de son yıllarda çok daha farklı bir tartışma var:
Milletvekilliği gerçekten eski gücünü koruyor mu?
Başkanlık sistemine geçildikten sonra parlamentonun siyasi ağırlığının azaldığını düşünenlerin sayısı az değil. Hatta toplumda yaygın bir kanaat oluşmuş durumda: Milletvekilliği artık eskisi kadar belirleyici bir makam değil.
Açık konuşmak gerekirse ben de bu görüşe uzak değilim.
Bir dönem milletvekili olabilmek için ciddi çaba harcamış biri olarak bugün geldiğimiz noktada bu görevin eski cazibesini kaybettiğini düşünüyorum.
Bugün milletvekilliği çoğu kişi için daha çok bir unvan, bir siyasi kimlik ve emeklilik güvencesi olarak görülüyor.
Üstelik toplumdaki eleştiriler de giderek artıyor.
Vatandaş artık milletvekillerinden büyük siyasi projeler duymak istiyor. Ancak çoğu zaman gündeme gelen şeyler farklı oluyor:
Eşe, dosta, akrabaya sağlanan imkânlar…
Sosyal medya polemikleri…
Karşılıklı siyasi göndermeler…
Bir noktadan sonra siyaset ciddi bir tartışma zemini olmaktan çıkıp bir gösteriye dönüşüyor.
Böyle bir atmosferde erken seçim ihtimalinin konuşulması da şaşırtıcı değil.
Benim öngörüm şu:
Türkiye 2027 yılında hem mahallî hem de genel seçimleri birlikte görebilir.
Siyasi partiler de muhtemelen bugünden itibaren o hazırlığın içindeler.
Peki bu konuyu neden açtım?
Çünkü uzun yıllardır ilimizde yayıncılık yapıyorum.
İşimin doğası gereği hem sivil toplum kuruluşlarını hem de siyasi hareketleri yakından takip etme fırsatım oluyor.
Bu süreçte Aydınlar Ocağı’nın farklı dönemlerde görev yapmış yöneticileriyle tanışma ve sohbet etme imkânım oldu.
Merhum Nihat Gürer’den Ahsen Okyar’a…
Süleyman Pekin’den Gürkan Uysal’a…
Ve mevcut başkan Prof. Dr. Tahir Serkan Irmak’a kadar birçok isimle fikir alışverişinde bulundum.
Son günlerde dikkatimi çeken bir tartışma da buradan çıktı.
Gürkan Uysal’ın hazırlayıp sunduğu bir sosyal medya programına konuk olan Süleyman Pekin, Aydınlar Ocağı’nın ANAP döneminde oldukça güçlü bir konumda olduğunu hatırlattı.
Aslında bu sözler bize başka bir soruyu da hatırlatıyor:
Fikir kuruluşları siyasetle ne kadar iç içe olmalı?
Benim cevabım net.
Fikir kuruluşları siyasetin gölgesinde kalmamalı.
Onların görevi plaket dağıtmak, fotoğraf vermek ya da protokol alkışı yapmak değildir. Gerektiğinde ülkenin meseleleri karşısında açık ve cesur bir tavır ortaya koyabilmektir.
Çünkü memleketin siyasi, ekonomik ve ahlaki değerleri tartışılırken sessiz kalmak bana göre doğru değildir.
Tam da bu noktada bir öneri yapmak istiyorum.
Bugün Türkiye’de seçime girme imkânı olan siyasi partiler gerçekten nitelikli isimler arıyorsa, dikkatlerini üç kişiye çevirebilirler.
Dr. Süleyman Pekin,
Avukat Gürkan Uysal,
Ve Aydınlar Ocağı Başkanı Prof. Dr. Tahir Serkan Irmak’a kadar!
Bu üç isimle de birebir tanışma ve sohbet etme imkânım oldu.
Şehre ve ülkeye hizmet etme konusunda samimi, dürüst ve idealist insanlar olduklarına inanıyorum.
Siyasetin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey de belki tam olarak budur:
Liyakat, dürüstlük ve samimiyet.
Sayın Ahsen Okyar’a daha önce milletvekilliği teklifleri geldiğini biliyorum. Ancak kendisi bunu kabul etmemişti.
Açık söylemek gerekirse, memleketin öz evladı olarak Kandıra kontenjanından mecliste olmasını isterdim.
Şimdilik o kontenjanın bana geçtiğini söyleyebilirim. Eğer ailesinden aday çıkarsa memnuniyetle iade ederim.
Çünkü benim yıllar önce başlattığım hareket henüz siyasi partiye dönüşmüş değil.
Ama şuna inanıyorum:
Hangi siyasi parti olursa olsun, bu üç isim görev alırsa şehrimize ve ülkemize önemli katkılar sağlayacaktır.
Çünkü onların önceliği eş, dost ve akraba değil…
Millet olacaktır.
Elbette son kararı kendileri verecektir.
Partilerin aday listeleri ve iç dengeleri benim alanım değil.
Siyaset elbette hesap işidir.
Partiler oy getirecek isimleri tercih eder.
Ama bazen mesele sadece siyaset değildir.
Bazen deği her zaman meselemiz…
Memlekettir.
Gazete: KOCAELİ OKUYOR
Köşe Yazarı: Yusuf Ünel
Köşe Yazısının İsmi: Bizimkisi Siyaset Değil, Memleket Meselesi!
Tarih: 07. 03. 2026