
Ramazan ayının meşhur sözüdür bu: “Nerede o eski ramazanlar”
Bu meşhur söz, son birkaç yıla kadar sıkça telaffuz edilen, farklı platformlarda defaten dile getirilen toplumsal bir özeleştiriydi. Fakat artık eski ramazanlar unutulduğu, yeni ramazanlara da çok çabuk alışıldığı için son yıllarda pek dillendirilmez oldu.
Ben, öyle pekte eskiye gitmeden ancak çoktaan eskimiş, unutulmaktan ziyade terk edilmiş birkaç ramazan adabından bahsetmek istiyorum, müsaadeniz olursa…
Tabi şunu da peşinen söylemeliyim ki; ramazan aynı ramazan. Kaidesiyle, kuralıyla, icrasında dikkat edilmesi gereken hususlarıyla, kısaca her şeyiyle aynı. Asırlar önce nasıl idiyse şimdide öyle.
Fakat insanlar eski insanlar değil. Yani değişen bizleriz, insanlar…
***
Birkaç gün önce şahit olduğum, yaşlı bir anne ile genç kızının hikâyesini anlatarak başlamak istiyorum, o eski ramazanları anmaya…
Bir marketin servisini beklerken yakınımda duran anne sigara içmek istiyor, lakin hala eski ramazanları unutmadığı için olsa gerek, kendine kuytu bir köşe arıyor. Kız ise annesinin bu hassasiyetine sinirlenip; “Yahu yak işte şurada” diye çıkışıyor.
Anne, kimse duymuş mudur acaba diye mahcup bir edayla etrafına bakındıktan sonra kızına dönüyor ve “Ayıptır kızım, ramazan” diye fısıldıyor.
Kız aynı asabiyetle; “Ya ne olacak, herkesin tuttuğu oruç kendine” diye üsteliyor…
Ne üzücü, ne vahim bir tablo. Hatta saygısızca…
***
Başka bir örnek vereyim;
Eskiden ramazanın gelişiyle birlikte lokantaların sokağa bakan camına, vitrinine perde çekilirdi mesela…
Hem içerideki oruçsuz, yemeğini rahat yesin (çünkü utanırdı insanlar öyle uluorta yemek yemeğe) hem de dışarıdaki oruçlular etkilenmesin…
Bu bir saygı ve hürmet göstergesiydi. Oruçluya saygı, ramazana hürmet…
Fakat bu hassasiyette eskide kaldı. Artık lokantacılar bırakın camlara perde çekmeyi, dükkânlarının önünde boş yer varsa, oralara dahi masa-sandalye çıkartır oldular…
Bir Cuma çıkışı görmüştüm. Caminin yanı başındaki lokanta-kafe tarzı bir mekân hatırı sayılır miktarda müşteriyle doluydu.
Masalar dükkânın önüne dizilmiş, etrafları da gençlerle çevrilmiş.
Yiyorlar, içiyorlar, gülüyorlar, eğleniyorlar…
Az ötede ise Cuma namazı kılınıyor, Camiye girende çıkanda yanlarından geçiyor, fakat kimin umurunda…
Bari sırtınızı sokağa dönseydiniz diyeceğim ama oruca hürmeti olmayanın oruçluya saygısı mı olur!
***
Eskiden küfretmek günah ve de ayıp sayılırdı. Öyle uluorta küfredenlere pek rastlanmaz, bunu yapanlara ise terbiyesiz nazarıyla bakılırdı, ayıplanırdı.
Sonra sıradanlaştı…
Fakat en terbiyesizler bile ramazan ayında dilini tutardı. Tutamayanlarda savurduğu küfrün sonuna “Tövbe, Tövbe” pişmanlığını muhakkak koyardı.
Artık böylesi davranışlarda pek kalmadı…
Küfürler, kahkahalar eşliğinde, havalarda uçuşur oldu.
Ne söyleyenin yüzü kızarıyor nede işitenin…
***
Mesela eskiden meyhanelerin kapılarına kilit vurulur, ramazan boyunca bu dükkânlar kapalı tutulurdu.
Fakat artık o duyarlı meyhanecilerde kalmadı.
Sabah sabah dükkânını açıp satışa başlıyor bey amcalar…
E birazda arz talep meselesi tabi.
Vatandaş isteyince meyhanecide satıyor haliyle…
***
Eskiden, hiç değilse ramazan boyunca, kadınlar giyim kuşamlarına dikkat ederdi. Eteklerin boyu uzar, dekolteli kıyafetler rafa kalkardı…
Artık bu hassasiyeti muhafaza edenlere muhafazakâr denmeye başlandı.
Kimilerinin bedeni ise çıplaktan biraz kapalı.
Gerçi havalarda pek sıcak, ondan olsa gerek!
Malum, bu senede ramazan yazdaydı…
***
Ya sokakta-durakta-parkta uluorta öpüşen gençlere ne demeli.
Eskiden ramazanda böylelerine pek rastlanmazdı.
Bir zamanlar, Avrupa medeniyetini övmeye meraklı birisi, kilise merdiveninde öpüşen Avrupalı çiftleri örnek gösterip “Kimse karışmıyor, hatta papaz bile yanlarından tebessüm ederek geçiyor” demişti.
Ne kadarda imrenilecek bir durum!
Fakat müsterih olsun batı medeniyetini özlemle anıp kendi medeniyetinden şikâyetçi olanlar…
Zira gayet medeniyiz artık!
Yetiştik sonunda, bakalım nasipse ne zaman geçeceğiz!
***
Birazda, uluorta sigara tüttüren,
Zevkle içine çektiği dumanı uzunca üfüren,
Elindeki mereti avucunun içine gizlemeye gerek dahi görmeyen, o başörtülü kadınlardan bahsedelim isterseniz.
Tamam, belki oruç tutmayışının bir sebebi vardır ama sokakta-parkta-yolda-meydanda yani anlayacağınız öyle uluorta, alabildiğine pervasız ve de saygısızca tüttürülen sigaranın sebebi ne ola?
Bu arada hazır başörtüsünden bahis açılmışken; bir zamanlar, her Cumartesi günü Sabri Yalım parkında üç beş kişiyle birlikte “Başörtüsüne Özgürlük” eylemi yapan Halil kardeşime de selam olsun…
***
Neyse, lafı fazla uzatmayayım. Zaten anlattıklarım sokağa çıkan herkesin her gün karşılaştığı manzaralar…
Son olarak şunu söyleyeyim;
Bir zamanlar ki çokta eskiden değil, 15-20 yıl öncesinden bahsediyorum, bu anlattıklarıma pek rastlanmazdı bu topraklarda…
Hatta memleketimizin gayrimüslimleri bile Müslüman komşusuna hürmeten ramazan ayında gündüzünü aç geçirir, yemeden içmeden beri dururdu.
Gâvurun Müslümana gösterdiği o hürmeti, şimdilerde Müslüman Müslümana göstermez oldu.
Nereden nereye…
İç çekmemek, hislenmemek elde değil.
Bir şeyi merak ediyorum… Gelecek nesillerin, eskiden ramazan ayında şu yapılmazdı, bu yapılmazdı diyeceği bir şey kaldı mı acaba?
Ya da bu günleri rahmetle mi anacağız yoksa?
Ne dersiniz?
Aras ASİLOĞLU