kocaeli okuyor-mehmet nuri sunguroğluKomünizm ve kapitalizmden sonra, yaşadığımız çağda uygulanmakta olan „hybrid-düşünce sistemi“…yani; iki düşüncenin karışımlı hali olan üçüncü düşünüş yolu; dogma ve özgür düşüncenin karışımından meydana gelen “yumuşak, ama acımayan” düşünce sistemidir. Bunun adı da kapitalizmdir. Kapitalizm kelimesi ise; yine o bilinen yumuşak düşünce ilkesiyle “liberal ekonomi/ serbest piyasa ekonomisi” olarak değiştirilmiş ve insanlardan bilinen sömürücü yüzünü saklayarak modernize edilmiştir. Günümüzde iş veren firmaların bir çoğu borsalarda kayıtlıdır. Onların amacı ise; işçisinin emeği üzerinden ortaklarına her Yıl daha fazla kar payı verebilmektir. Çünkü; firmaların yönetim başkanlarının kaderi de, ortakların seçimine bağlıdır. Demektir ki; iş verenler, işçileri için duymak zorunda oldukları sosyal sorumluluk düşüncesinden uzaklaşmışlardır. İşte kapitalizm düşüncenin kara yüzü de budur. Yumuşak görünen karakteriyle tehlikesini saklamasını çok iyi bilen bu düşünce tarzı, yıllardan beri tartışmaya açılmış olsa da, kolayca değişeceğe de benzemiyor. Yumuşak düşüncenin kökünde “hakkına” razı gelmek kültürüne yer olmadığı için, güçlünün mazlumu talan ve sömürüsü kaçınılmazdır. Bu düşünce tarzı, güçlünün güçsüzü yumuşakça esir almasıdır. Yumuşakça teslim olmayanları ise, zoraki teslimiyete zorlamaktır ve adını da demokrasi ihracatı koymuşlar. Bunun en bariz misallerini Afganistan, Irak ve Arap baharı maskesiyle halkların ayaklanmasının nasıl organize edildiği belleklerimize yer etti. İşçinin emeğinin verilmediği ülkelerde, devlet iş verenden gelir vergisi üzerinden daha çok vergi almak şansına sahip olduğu için, işçisini koruması yerine, onu, işçisini iş verene teslim etmenin yolunu seçerek meseleyi üstlerinden attıklarına inanırlar. Çok yanlış olan bu düşüncenin sonunda, beslenemeyen halk hastane kapılarından kurtulamaz, eğitimde geri kalmaktan da yakasını sıyıramaz. Oysa ki; sağlıklı ve eğitimli bir toplum, bir milletin var olmasının asıl unsurudur. Ülkemizde iş güvenliğinin de asgarinin altında olduğunu biliyoruz. İlkel şartlar altında çalışan milyonlarca emekçimiz, son olarak Soma faciasının arkasından ortaya çıkan iş güvenliğinin ne kadar ihmal edildiğini; sanki felaketi davet edercesine iş ve İnsan güvenliğinin ne kadar ilkel bir durumda olduğunu maalesef gördük ve yaşadık. Tüm bunlar; daha fazla kazanmak için kapitalizmin ruhunu oluşturan acımasız bir düzendir ve üzerinde çok konuşulup, çok ta yazılmalıdır. Tüm bunların yanında; gelecekte hangi hükumet olursa olsun, 20 yıldan beri geciktirilen Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 176. maddesini imzalayarak yürürlüğe koyması kaçınılmazdır Sermaye pazarında ise, uzakların yakın olduğu Globalleşme prosedüründe yumuşak düşüncenin emekçiye verdiği sus payı olan günlük yevmiyesi, insan onuruna yakışmayan asgari ücretle ölçülmektedir. Sesini çıkarmak isteyene karşı kullanılan silah ise, yumuşak düşüncenin oluşturduğu sosyal düşünce sorumluluğunu devre dışı bırakan; “istersen çalış” cevabıdır. Bu “yumuşak” düşünce türünün tehlikesi ise; düşünenleri düşünmeye ihtiyacı olmadığını onlara kabul ettiren/ettirmek isteyen, tahammülü kısıtlı olan, „yumuşak dogma“ düşüncedir. Bu düşünce tarzı, bu gün dünyada geçerliliğini hala korumakta olan yumuşak ve gülerek ısıran düşüncedir. Öteki düşünme şekillerinden daha da tehlikelidir. Çünkü; içerisinde yalan ile yanlışı ayırabilmenin zor olduğu bir düşünce şeklidir. Riyakar yönetimlerde görev alan, etek öpenlerin, sendikaların pes ettiği, basının susturulduğu, Üniversitelerin konuşmadığı bir dünyada, yumuşak düşünce ile yaşamak zor olduğu düşünülse de; başka bir yol olmadığı için katlanmaktan başka da bir çare görülmüyor diye inanmış olsak da, çözümü olmayan bir durum da değildir! DÖRDÜNCÜ YOL 1960 yıllarda Federal Almanya Şansölyesi Ludwig Erhard’ın ortaya attığı “Sosyal Pazar ekonomisi”( Social Market Economy / Soziale Marktwirtschaft) olmasaydı, Almanya adaletli kalkınmaya ulaşamaz ve refahın zirvesini de yakalayamazdı. Bundan 50 Yıl önce dördüncü yolu çizen ve pratikte uygulamasını da başarıyla zirveye taşıyan; aynı zamanda bir ekonomist ama, kapitalist olmayan Ludwig Erhard, günümüzün sorunlarını görür gibiydi. Yaşa ve yaşat düşüncesi onun rehberi olmuştu. Ne yazık ki; bu dördüncü yol olarak benim ve daha binlerce düşünenlerin hayal ettiğim “Sosyal Pazar ekonomisi” devre dışı bırakılmıştır. Devre dışı bırakılan bu dördüncü yol; yeniden yaşama geçirilmelidir!

27 Mayıs 2015

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir