Değerli dostlarım!
Hepinizin bildiği gibi, ülkemiz çok ağır bir süreç yaşamaktadır. Bir taraftan 30 yıllık terör örgütü ile mücadele verirken, diğer taraftan; siyasette dışlayıcı beyanatlar amacının dışına çıkarak, ülkemizin sosyal barışını tehlikeye sokmaktadır. Oysa ki; yüreklerimizdeki alevlerin kor haline geldiği bu günlerde, ülkemizin sosyal barışa her zamankinden çok daha ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyoruz.
Sorumsuzca beyanatlar veren bazı siyasilerimiz ve bazı yayın organları, şoven düşünceli bazı kesimleri şiddete teşvik ederek, gazeteler basılıyor, otobüsler taşlanıyor, parti binalarının levhaları indirilerek, camları aşağı alınıyor.
Hürriyet gazetesine yapılan saldırının asla kabul edilemeyeceğini söyleyen AK parti ikinci başkanı Sn. Numan Kurtulmuş’u tebrik etmek için bu yazıyı yazmaya başladığımda, eski Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün aynı konu üzerindeki mesajı ajanslara düştü.
Sn. Abdullah Gül yaptığı açıklamada, medyaya yapılan saldırıları çok yanlış bulduğunu söyleyerek; “Gazetelere, medyaya fikri ne olursa olsun herhangi bir şiddet, herhangi bir böyle baskınlar falan bunlar Türkiye’ye tahmin edilmeyecek zarar verir” dediğini okudum.
Elbette ki sağduyu bu olmalıdır. Sn. Numan Kurtulmuş’u ve Sn. 11. Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü yürekten tebrik ediyorum. Ve; ünlü Fransız yazar Voltaire’nin sözüyle devam edelim. „Düşüncelerine katılmıyorum ama, onları savunman için canımı bile verebilirim.”…demişti Voltaire.
*
Gelelim HDP’nin parti binalarının levhalarının inmesine ve tahribata uğramasına. 3 gün önce ülkemizin 129 merkezinde ve bir çok ilçelerinde HDP’nin parti binaları galeyana gelmiş halk tarafından basılarak tahrip edildi, camları kırıldı ve levhaları indirildi.
Son seçimlerde 6 milyon oy alan bir partinin, yargısız ve hakim kararı olmadan taarruza uğraması, demokrasi ile asla bağdaşamaz. Eğer bu parti anayasal bir suç işliyorsa, bunun için yargı yolu açıktır. Eğer bu partinin her hangi bir vekili, anayasal suç işliyorsa, yargı yolu açıktır. Cumhuriyet savcıları harekete geçer ve gereği yapılır. Bunun aksine, halk tarafından yapılan her türlü „yargısız infaz“, kime karşı olursa olsun, demokrasi ile bağdaşamaz. Yargı kararı olmadan, halk tarafından yapılan bu gibi taarruzlar, ancak ilkel toplumlar içindir. Biz ise; ilkel olmayı çoktan arkamızda bırakmış olmalıydık. …olmalıydık?
*
Neden „CAM KIRIKLARI“
Yıl 1938. Aylardan 9 Kasım. Yer Almanya.
Almanya’nın tarihinde çok önemli yeri olan bu günün gecesi, Almanya’da yaşayan 17 bin Polonyalı Jahudinin, yargısız olarak iş yerleri ve sinagogları basılmış, binalar tahrip edilmiş ve camları sokaklara dökülmüştü.
Bu saldırıların bahanesi Paris’teki bir suikasttı. 1938’de Almanya, ülkede yaşayan 17 bin Polonyalı Yahudiyi sınırdışı etmişti. Polonya tarafından da ülkeye kabul edilmeyen bu kişiler iki ülke arasında sıkışıp kaldı, çoğu soğuk, açlık ve hastalıktan yaşamını yitirdi. Bu kaderi paylaşanların arasında kendi ailesinin de bulunduğunu öğrenen 17 yaşındaki Herschel Grynszpan, Paris’teki Alman Büyük elçiliğini basarak karşısına ilk çıkan kişi, Konsolos yardımcısı Ernst vom Rath’ı vurdu. Hitler’in sağ kolu olan ve rejimin propaganda bakanlığını da yapan Goebbels, bunun planlanarak düzenlenmiş bir Yahudi komplosu olduğunu öne sürerek, Alman ırkının öcünü alması gerektiğini konuşmalarında halka empoze etti. Yahudilere karşı arada sırada yapılan saldırıları öven Goebbels, partisinin bu tür saldırı girişimlerinin olmayacağını, ancak bu tür olayların olması halinde asla müdahale edilmeyeceğini de basın yoluyla duyurdu. Sivil ajanların da halkı kışkırtmasıyla Kasım’ın 9’unu 10’una bağlayan gece, kanlı saldırılara göz yumuldu. Polis ve itfaiye olaylara kasıtlı olarak müdahale etmedi. Olaylar yer yer 13 Kasım’a kadar sürmüştü. Gecenin sonunda ise; 91 Yahudi öldürülmüş, yüzlercesi ağır yaralanmış, Yahudilere ait 7.500 dolayında iş yeri yağmalanmış, tahminen 177 sinagog yakılıp yıkılmış, pek çok mezarlık tahrip edilmişti.
Bu yargısız taarruzu zamanın bir çok ülkeleri tepkiyle karşılamıştı. ABD ise sadece tepki ile değil, aynı zamanda 14 Kasım günü büyük elçisini Berlin’den geri çekerek, şiddetin asla kabul edilemeyeceğinin sinyalını Alman halkına bildirmişti.
Not: Cam kırıkları, yada kristal gecesi olarak ta bilinen bu gece, adını sokaklara dökülen cam kırıklarından almıştır.
Mehmet Nuri Sunguroğlu
10.09.2015








