Hayatın içinde olan bir olgu.Bir gerçek.Benliklere işlemiş bir sorun.Olmazsa olmazlar arasına sıkışmış bir değer. İleriki yıllarda insanlığı bekleyen en büyük hastalığın YANLIZLIK olacağı kanaati bende hakimken,birde bu sıralar insanların içine düştüğü bu başlığını okuduğunuz problem dikkatimi çekti.Son günlerde beni çok rahatsız eden bu konu hakkında İnternet üzerinde biraz araştırma yaptım.Toplumsal meselelere ilgimi alakamı yakından tanıyanlar,düzenli okuyanlar iyi bilirler.Bu anlamda yaptığım araştırma sonucunda konuyla alakalı yazılmış,yazı,yapılmış bir çok çalışmaya ulaştım.İçlerinden en başarılı olanını seçtim.Yazı hakkında gerekli analizler beni ikna etti…Benimde karşıma sık sık çıkan,sormadığım halde insanların birçok konu ve durum hakkında gerekli gereksiz içi boş,sıkıcı,hatta yalan söyleyerek açıklama yapmalarının bir karşılığı olmalıydı.Evet insanlık hasta.Ve bunun bir karşılığı olmalıydı.Elbette çözümleri de.Bir örnekle sizi bu konuyla ilgili uzman kişi tarafından yapılmış bir çalışma ile sizi baş başa bırakacağım.”Malumunuz üzere bankalardan kredi,kredi kartı ve benzeri ihtiyaçları karşılamak üzere hepimiz bir şekilde ihtiyaçlara cevaben bankanın yolunu tutmuşuzdur.Dolayısı ile geri ödenemeyen krediler hakkında banka görevlileri ilgili kişi yada kurum temsilcilerini bilgilendirme,yada yasal takip süreci ile bilgilendirmek amacıyla telefon aracılığı ile ulaşmak istemektedirler.Ancak aranan bu numara bankanın resmi numarası ise telefonların ya açılmaması yada ilgili kişinin şuan burada olmadığı yönünde cevaplar alınınca,bankalarda kendilerince bir dizi önlem almak amacı ile sivil cep numaraları kullanmaya başlamışlar.Bir nebze olsun başarı sağladıktan sonra,şimdide kayıtlı olmayan numaraların açılmama sorunu ile karşılaşılmış.Sözü fazla uzatmadan demem o ki;Yalan söylemek keyfi bir uygulama değil zaruri ihtiyaç haline gelmiş.Yalanı teşvik etmiş gibi olmak istemiyorum.En çok rahatsız olduğum konuyla ilgili,Yalan söyleyenleri kınamıyor,insanlarımızı bu hale getiren sistemi kınıyorum.Saygılarımla…
Pinokyo ve Yalancı Çoban ilk çocuk yıllarımızdan beri hepimizin tanıdığı hatta belki de gündelik yaşantımızda en sık hatırladığı kahramanlardır. Ancak ne kadar ilginçtir ki söz konusu kahramanlar bize ilk çocukluk yıllarımızda bize belletilen ve belki de “en büyük suç” şeklinde ebeveynlerimiz ya da çevremizdeki kişiler tarafından tanımlanan bir kavramı “yalan”ı hatırlatır.
Belki de gündelik hayatımızın bir parçası haline gelmiş olan yalan onları bize çağrıştırır. Belki de çoktan masalları ve gerçekleri bir kenara koymuş, kendi yarattığımız gerçekler peşinde koşan usta birer yalancı olmuşuzdur.
Ancak gerçekte kandırdığımız kişi kimdir ? bunun cevabı gayet açık “ben” olsa da çoğunlukla bunu umursamayız ya da üzerinde durmaz geçeriz.
“Aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söz, kıtır” olarak tanımlar TDK’nın güncel sözlüğü yalanı, bilerek ve isteyerek söylenir yalanlar. Kişi işine geldiği gibi anlatırken ya da söylerken bazı şeyleri artık yalan söyleme yoluna koyulmuştur bir kere, gariptir yalan belirli bir süre sonra tıpkı alkol ve diğer nörokimyasal etkililiği olan maddeler gibi bağımlılık yapmaya başlar.
Yalan alışkanlığı da tıpkı bu maddeler gibi küçük kullanımlar şeklinde başlar ve sorunlar arttıkça da şiddetlenir. Kişi artık hemen hemen her zaman günün herhangi bir zamanın da bir yalan söyleyivermiş bulur kendisini.
Ancak yalan artık patalojik (hastalıklı) hale gelmeye başladığında, yani her seferinde ya da çok sık yalan söylenmeye başlandığın da orta da ciddi bir sorun var demektir. Yalan doğası gereği her zaman olmasa dahi er ya da geç kendini gerçekliğini ortaya koyar yani diğer deyimle ortaya çıkar. Bu durum beraberinde sosyal bir takım sorunları da getirir, kişi artık yalancı çoban hikâyesinde olduğu gibi çevresi tarafından tüm davranışları ve sözleri kuşku ile takip edilen biri haline gelir.
Artık ona kimseler güvenmemektedir. Yalanla ilgili önemli gerçeklerden biri de en iyi yalancıların öncelikle kendilerini kandırabilen yalancılar olmasıdır. Kişi kendi söylediği yalanlara inanmayı başarıyor ve bunu bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde yapıyorsa artık söylediği yalanlar başkaları tarafından doğruymuş gibi algılanır. Çünkü artık yalan söyleyenin beden dili ve diğer iletişimleri, iletişimde karşı tarafa söylene sözün ya da anlatılanın doğru olduğu mesajını vermektedir.
Yani artık yalan söyleyenin yanakları domates gibi kızarmamakta, sesi titrememekte, gözlerini kaçırmamakta ya da burnunu kaşımamaktadır. Ne yazık ki o artık profesyonel bir yalancıdır.
Ancak İster palavra ister, kıtır deyin yalan hepimizin bildiği bir şekilde güveni yerle bir etse, önceden de söylediğim gibi iletişimi bozsa da, insanı yalan söylemeye iten bir takım nedenler de bulunmaktadır.
- Acıyı Erteleme İhtiyacı: İnsanoğlunun temel olarak yaşantısı acı ve haz dengeleri üzerine kuruludur. Bu nedenler kişiler çoğunlukla acıdan kaçma ya da erteleme ihtiyacı duyarlar. İşte yalan da bize acı verecek bir durum karşısında erteleme sağlayan bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. Başımıza gelebilecek olası kötü şeylerden sıyrılmak için yalana başvururuz.
- Anlaşılmama Kaygısı: Anlaşılma söz konusu olduğunda karşımıza Empati kavramı çıkmaktadır. Temmuz ayı yazımda da değindiğim gibi empati gerekli duygusal zeka ve olgunluk olmadan kolaylıkla sağlanan ya da kurulduğu sanılan bir olgu olmaktan öteye geçemez. Kişi başkaları tarafından anlaşılmadığı hissine kapılırsa kendini olduğundan farklı göstermek için yalana başvurabilir.
- Özgüven Eksikliği: Kişinin yaşadığı iç güvensizlikte yalan sebep olur ve temel güveni tekil etmek birilerinden yardım almak ya da artmış güven ihtiyacını doyurmak için türlü şekillerde ilgi çekmek amacıyla yalana başvurur.
- Kişilik Bozuklukları: Kişide bağımlı, sınırda, narsistik vb. kişilik bozuklukları olduğu durumlarda önüne geçemediği bir şekilde türlü nedenlerle yalan söyler.
- Sosyal Ortam ve Toplumsal Ahlaki Erozyon: İçinde yaşanılan sosyal ortam ve toplumun ahlaki değerlerinde yaşanan aşınma kişiyi yalan söylemenin kötü bir şey olmadığı inancına sürükleyebilir. “herkes yalan söylüyor ya da bilmem hangi şarkıcıya baksana neler söylemiş gibi” savunmalar bunun en belirgin göstergeleridir.
- Model Alma: Kişinin yakın çevresinde yalan söyleyen model alabileceği ebeveyn, akraba, öğretmen ya da arkadaşlarının olması durumunda yalan söyleme alışkanlığı kazanması kaçınılmazdır.
- Suçluluk Duygusu: Kişi yaptıkları ya da yaşadıkları ile ilgili olarak duyduğu suçluluğu bastırmak amaçlı yalan söyler. Burada adı geçen suçluluk bir özsuçluluk duygusudur ve kişi çoğunlukla söylediği yalana kendisini de inandırma eğilimindedir.
Eğer sizin ya da bir yakınınızın yalan söyleme alışkanlığı patolojik (hastalıklı) bir duruma gelmişse alanında tecrübeli bir psikologtan yardım almaktan kaçınmayınız…
Saygılarımla…
Dr. Psikolog Murat Sarısoy-Our Future Gençlik Dergisi Sayı 35 Ekim 2007