Sevgili Okurlarım

Hepimizin hayalleri vardır gerçekleştirmek istediğimiz

Şimdi,kendi nefsinizde şu soruları cevaplamanızı rica ediyorum.

-Daha iyi ve konforlu bir evde oturmak ister misiniz?

-Bir otomobiliniz olsun ister misiniz?

-Otomobiliniz varsa bile daha yeni güçlü ve daha konforlusunu ister misiniz?

-Çocuklarınızın en iyi okullarda eğitim almasını ister misiniz?

-İşinizi büyütmek yada daha çok kazanacağınız bir işte çalışmak ister misiniz?

Sayısını çoğaltabileceğimiz bu ve benzeri sorulara cevaplarınızı duyar gibiyim

Tabii ki  EVET

Peki;

Neden yapmıyorsunuz yada yapamıyorsunuz? Sorusuna da;

İmkan ve güç meselesi,ekonomik şartlar dediğinizi duyar gibiyim.

Bu soruların her biri üzerinde derin sosyo-psikolojik ve ekonomik analizler yapsanız da sonuçta cevaplar;

Yine;

Evet isterim,ama;

İmkan ve güç meselesi,ekonomik şartlar şeklinde olacaktır.

Peki;

Bizler yaşam süremiz içerisinde çok çaba göstermemize rağmen hayallerimizin tamamını gerçekleştiremedik diye hezimete mi uğramış oluyoruz?

Bunun cevabını da ben vereyim ASLA.

İşte insanların olduğu gibi devletlerinde hayalleri vardır.

Bu hayallerin devlet jargonundaki adı;

STRATEJİK HEDEFLERDİR.

Bunun için devletler planlar programlar yapar ancak bu hedeflerin tamamını gerçekleştirebilir mi?

Hayır;

Neden;

Etken sebepler şahsi sebeplerimizle  neredeyse aynı;

İmkan ve güç meselesi,ekonomik şartlar,uluslar arası reel politik şartlar stratejik hedeflerin gerçekleşmesinde birinci derecede etkendir.

Çünkü;

Dünyada yalnız yaşamıyorsunuz,başka devletlerinde hayalleri yani stratejik hedefleri var.

Hedefleriniz çakıştığında devletler diplomaside ‘’KAZAN-KAZAN’’ prensibine yönelirler.

Başka bir deyişle  ‘ne kazanırsam kardır’ mantığı devreye girer ki zaten başka türlüsünün de tercih edilmiş  dünyada  bir  örneği yoktur.

Şimdi;

Hepimizin yaşayarak şahit olduğumuz çok yakın tarihimizden bir örnek vereyim.

Suriye sınırımızda başta ABD olmak üzere neredeyse tüm dünyanın desteklediği terör örgütü PYD-PKK ve tüm destekçilerine karşı yapmış olduğumuz harekatı hepimiz hatırlıyoruz.(Kurtuluş savaşında da  biz sadece Yunanı denize dökmedik beraberinde İngilizleri,Fransızları ve İtalyaları  da denize döktük. küçümseyenlere ithaf olunur)

Bu harekat sonunda stratejik hedeflerimizin tamamına ulaşabildik mi ? HAYIR

Kimlerle masaya oturduk;

Amerika

Rusya

İngiltere

Fransa

Almanya

İran

İran hariç hepsi dünyanın en güçlü devletleri

Neden istediğimizin tamamını alamadık ?

Uluslar arası reel politik şartlar

Asgari ihtiyacımız olan hedeflerimizi yakalayabildik mi?

EVET

Şimdi hedeflerimizin tamamına ulaşamadık diye  buna HEZİMET mi dememiz gerekiyor ?

HAYIR

Akıl ve vicdan sahibi olan herkes en azından şehitlerimize hürmeten bunun önemli bir BAŞARI olduğunu bilir.

Hayatımızın ve devletlerin hayatının akışı içerisindeki bu kısa özetten sonra ;

Gelelim Birinci Dünya Harbine

Yıl  1914

Balkan savaşından önce 2.500.000 km2 olan topraklarımız Balkan savaşı ve ardından 1 nci Dünya Savaşı ile bir bir elimizden çıkmaya başladı.Nihayet Sevr Anlaşmasıyla ( Sevr Anlaşması hukuki geçerliliği olmayan Sultan Konseyi tarafından onaylanmıştır ) devletimizin son kalesi olan Anadolu da ki topraklarımız da fiilen işgal edildi ve vatan topraklarından elimizde;

Sadece  350.000 KM2  vatan toprağı kaldı.

İşte; bir Halk Hareketi olan Milli Mücadele de tam da bu noktada başladı.

O gün dünyanın en güçlü devletlerine karşı uzun yıllar yürütülen fiili ve diplomatik savaşlar sonunda;

430.000 km2 toprak  kazanımıyla( Hatay dahil) bugünkü 780.000 km2 vatan toprakları Lozan da tüm dünyaya tescil ettirilerek bağımsız bir devletin tapusu alınmıştır.

Bugün bazı kesimlerin diline pelesenk olan bir kısım Eğe Adaları ile Musul-Kerkük-Süleymaniye Sancakları Stratejik hedefimiz olan Misak-ı Milli sınırları içerisindeydi ancak  bunların bir kısmını geri alamadık.

Bunun için çok çetin diplomatik mücadeleler verildi.

Hatta; Lozan heyetimizin başkanı İsmet İnönü Atatürk’e çektiği bir telgrafta söyle diyor;

‘’Geldiğimde beni saçları beyazlamış ve on yıl ihtiyarlamış olarak göreceksiniz’’.

Ancak askeri ve ekonomik gücümüz ve uluslar arası reel politik şartlar ne yazık ki buna imkan vermedi.

Ama en azından adaların silahsızlandırılması sağlandı ve Musul-Kerkük petrollerinden pay alındı. (Bugün adalar silah deposu gibi acaba yine bunlar mı suçlu !!!)

Çoluk çocuğunun her türlü ihtiyacını karşıladığı halde,onları müstakil havuzlu villada yaşatma hayalini gerçekleştiremedi diye bir baba ya da anneyi suçlamak akla ve vicdana sığar mı?

İşte Lozan da; havuzlu değilse bile müstakil bir villa dır.  Başlangıçta belirlenen hedeflerin %90’ı elde edilmiş bir Zafer dir.

Bunun neresi hezimet?

Buna Hezimet demek hangi akla ve vicdana sığar?

Yirmi üç milyon kilometre kare Osmanlı Toprağı elden çıkmış acaba bunu da mı Atatürk yaptı?

Şahıslara düşmanlık yapacağım diye bu kutsal mücadele ye,sayısını bile tam bilemediğimiz Şehitlerimize kin ve düşmanlık anlamına gelen bu tutum ve söylemler;

Ne ahlakidir

Ne dinidir

Ne vicdanidir

Ne de insanidir

Son söz;

Lozan; o günkü güç dengeleri göz önüne alındığında gerçek bir ‘’ZAFER’’ dir

Devlet yönetmek klavye kahramanlığına benzemez.

Ramazan Bayramınızı tebrik ediyorum

Kalın sağlıcakla

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir