Gündemdeki Konu: Kıraathane Mevzusu

Yazıma yurdum insanının kitap okuma durumuyla ilgili birkaç istatistik vererek başlamak istiyorum.

*Ülkemizde kitap okumaya ayrılan süre kişi başına günde yalnızca bir dakika. Evet yanlış okumadınız, sadece bir dakika. Buna karşın, televizyon günde ortalama 6, internet ise 3 saatimizi alıyor…

*Düzenli olarak kitap okuyanların oranı ise binde bir

*UNESCO’ya göre kitap okuma oranı bakımından Dünyada 86. Sıradayız. Hani şu geri kalmışlığı (ya da bırakılmışlığı) ile tanıdığımız Afrika ülkeleri varya, işte onlarla aynı kategoride yer alıyoruz…

*TÜİK’e göre Türkiye’de kitap, ihtiyaç listemize 235. Sıradan giriyor…

*Dünyada kitap için kişi başına harcanan para 1,3 dolarken bu rakam ülkemizde 25 cent yani çeyrek dolar…

***

Evet, lafı uzatarak daha fazla moral bozmayayım. Zira ülkemizin kitap okuma durumuyla ilgili fikir vermesi bakımından bu kadar veri yeterli olacaktır.

Şimdi eğri oturup doğru konuşma vakti.

Maalesef yurdum insanı kitap okumuyor. Böyle bir alışkanlığımız yok…

Oysa okumanın önemi anlatılacak olsa, bunu yazmaya eldeki kalemin mürekkebi yetmezdi herhalde.

Üstelik dinimizin ilk emride “Oku” dur. Rabbimiz, “Oku” emrini, 604 sayfa-6666 ayetten oluşan kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in (nüzul sırasına göre) ilk sayfanın en başına yerleştirmiştir. Onca fakirliğe, güçlüğe, zayıflığa, yalnızlığa rağmen her şeyden evvel “İkra” yani “Oku” demiştir.

***

Evet, okuyan insan haddini-hududunu bilen insandır.

Okuyan insan kendini bilme-tanıma gayreti içinde olan insandır.

Okuyan insan sorgulayan ve körü körüne bağlılıkları-bağnazca yaklaşımları reddeden insandır.

Okuyan insan saygılı insandır.

Okuyan insan âlim olmasa dahi cehaletten uzak durabilen insandır.

Okuyan insan geçmişini bilen-geleceğine de o bilgiyle yürüyen insandır.

Okuyan insan aynı zamanda kendini, insanı, mahlûkatı, dünyayı, dünyada dönen olayları (vs.) okuyabilen insandır.

Okumayan insan ise tek kelimeyle (şayet kendisine Allah tarafından ilim ve hikmet verilmediyse) cahil kalmaya, cehalet içinde yaşamaya en yakın ve en layık insandır…

Neyse… Eklenebilecek daha pek çok şey olmasına rağmen bu bahsi daha fazla uzatmadan asıl konuya, seçim meydanlarında polemiği dönüşen “Kıraathane” mevzusuna geleyim artık.

***

Bildiğiniz üzere, Sayın Cumhurbaşkanımız seçim vaatlerini sıralarken kıraathaneler açılacağını da söylemiş ve hemen peşinden de bu kıraathanelerin o bilinen kıraathanelerden olmayacağını, “Okuma Evleri, Okuma Salonları” şeklinde tasarlanacağını, içlerinde ise pek çok kitabın yer alacağını ifade etmiş, kıraat kelimesinin de okumaktan geldiğini özellikle belirtmişti.

Muhalefetin önemli isimleri ise, bu vaadi dillerine dolayıp Sayın Cumhurbaşkanını her fırsatta eleştirmeyi kendilerine vazife bildi.

Okumuş-kültürlü bireyler olmakla övünen bu insanların, okuma seferberliğine dönüşebilecek böylesi bir projeyi hafife alması hatta dalga geçecek şekilde dillerine dolaması gerçekten çok üzücü bir durum oldu.

Hâlbuki yazımızın giriş kısmında verdiğimiz, ülkemizin okumaya ne kadar muhtaç olduğunu gösteren, istatistikleri kendileri de gayet iyi biliyordu…

***

Bence bu proje, ülkemizde topyekûn bir okuma seferberliğini başlatacak girişimin ilk kıvılcımı olabilir…

Gazi Mustafa Kemal’in okuduğu zaman hayran kaldığı ve okulların müfredatına koyulmasını istediği “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı eseri bilenler, bir ülkenin kaderinin idealist bir insan tarafından başlatılan okuma seferberliği sayesinde nasıl değiştiğini, işlerin, domino taşı etkisi gibi, hemen hemen her alanda nasıl düzelip geliştiğini görmüşlerdir.

Peki, bu neden bizim ülkemizde de gerçekleşmesin?

Elbette gerçekleşebilir… Yeter ki bu ve benzeri projeler hayata geçirilebilsin.

Bu projeler sayesinde, yediden yetmişe herkesin gönlüne kitap sevgisi yerleşebilir ve böylece insanımızda okuma alışkanlığı kazanabilir diye düşünüyorum. Zaten sonrası da çorap söküğü gibi gelecektir…

***

Bu arada, bedava çay-kek mevzusu da baya baya espri malzemesi yapıldı. Hatta, bunların parası kimin cebinden çıkacak? Ödediğimiz vergilerle mi dağıtılacak? Diye soranlar bile vardı.

Derdiniz buysa endişelenmeyin arkadaşlar…

Hayırsever işadamlarımız kendi şehirlerindeki Kıraathanelerin (Okuma Evlerinin) masrafını pek tabi üstlenebilir, öyle değil mi?

***

Sizi bilmem ama ben bu vaadi önemsiyor ve gerçekleşmesini de sabırsızlıkla bekliyorum.

Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan halkevleri ile bir şeyler yapılmaya çalışılmıştı. Şimdi açılacak kıraathaneler, yani okuma evleri sayesinde de pek çok şey başarılabilir diye düşünüyorum.

Siz siz olun okumayı teşvik eden hiçbir projeyi küçümsemeyin…

Kalın sağlıcakla…

 

 

*Aras ASİLOĞLU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir