Bir aşka düşmüş ki Taşlıcalımız, o aşkın elinde:
“Bu dünya mülkü keşke olmasaydı, ne can ne cihan olsaydı” diyor, “ki bu ayrılık derdinin şiddetini yaşamasaydım.”
“Bütün alem halkı keşke sevdiğimi sevseydi de, bari herkes ondan bahsetseydi, bütün sözlerimiz sevgiliye dair kıssaları anlatsaydı. Böylece azcık hasretim hafiflerdi”
“Sen bu aşk ıztırabının kolay olduğunu mu sanıyorsun? Bir demir dağı boynunda kolye gibi taşımaya denktir âşıklık! Kolay olaydı herkes âşık olurdu.”
“Gerçi ben son derece mesudum. Çünkü sevgilinin gamından duyduğum saadet, bir yoksula cihan padişahlığını versen onun saltanat sevincinden ötedir!”
“Eğer ve keşke bende onun hançerine tutulacak can olsaydı, bunun için onu karşılamaya, ağırlamaya koşardım; ki o bakışlarının hançerine canımı seve seve yeniden ikram eder, uğrunda ölmenin saadetini bir daha yaşardım.”
Kabaca bunları diyor efendim.
Dâr-ı dünyâ delü gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa
Kâşki sevdüğümi sevse kamu halk-ı cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa
Bir demür tağı delüp boynına almak gibidür
Her kişi âşık olurdı eger âsân olsa
Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez bu kadar
Bir gedâ cümle cihân mülkine sultân olsa
Cân atar karşu çıkar izzet eder ey Yahyâ
Hançer-i dilber ile bir çıkışur cân olsa
