Okumaya başlamadan önce;Bir toplum düşünün yüz yıllar boyunca aynı coğrafya da yan yana yaşamış,
Farklı din ve dillerine rağmen komşu arkadaş dost hatta akraba olmuş,
Aşklar yaşamış,
Yaşatmış, bir toplum düşleyin olur mu?
Ben İzmitliyim, bu kentte doğdum, büyüdüm ve yaşlandım. Fatihin İstanbul’u sevdiği kadar bende İzmit’i severim. Bunun yanı sıra İstanbul, İzmir, Ankara başta olma üzere ülkemin birçok ilinde vakit geçirme şansım oldu.
Gördüm, yaşadım memleketimi, hemen her köşesini.
Farklı insanlar, farklı dinler, diller, aksanlar gördüm.
Farklı bakış açıları, yaşam tarzları, farklı kültürler gördüm.
Gidemediğimi okudum, araştırdım, sordum, dinledim.
Bunca yılın bende uyandırdığı tek fikir ne oldu biliyor musunuz?
“Yok birbirimizden farkımız” evet, bu çıkıyor ortaya düşünün sizde.
Bugün en farklı etnik kökenlerin yaşadığı diyara gidin. Hemen her mahallesinde, sokağında, caddesinde dolaşın. Ülkemin insanlarının farklı dinler, dillerde nasıl yaşadıklarını görün, izleyin onları ve bir şeye dikkat edin olur mu?
Tepkilerimiz aynıdır bizim.
Benim ülkemde ülkemin neresinden kaza haberi duyulsa aynı tepkiyi verir. Milletim
şehit polis, asker, doktor, hemşire, öğretmen, meslek ya da ırk ayrımı yapmaksızın aynı ölçüde yanar yürekler, benim ülkemde. Bir sokakta kavga edildiğinde topyekûn ayırmaya, barıştırmaya çalışılır. Bir evde yangın çıktığında herkes birlik olup söndürür yangını, yangınını.
Birlikte çalışır, paylaşır, neşelenir, eğlenir, üzülür, ağlarız biz milletçe. Bugüne kadar böyleydi, yine böyle olmaya devam edecek umutluyum ben bu konuda. Bölmeye, parçalamaya çalışıldı tarih boyunca ve bu oyunlar durmayacağını milletçe biliyoruz.
Şimdi eğer düşündüyseniz, birde ben bir kaç örnek vereceğim size;
Ermenistan’a, Yunanistan’a, Kıbrıs Rum kesimine bakın, iyi bakın lütfen. Mutfaklarından, halk oyunlarına, müziklerine, türkülerine bakın! Ve hayat tarzlarında ki benzerliklerine dikkat edin! Ne göreceksiniz biliyor musunuz?
Sınırlar çizilse de BİZ AYRILAMIYORUZ!
Evet, ayrılamıyoruz.
Çünkü biz aslında biriz.
Yaşanan tüm o acılara rağmen, bir kültürün eseriyiz bizler. Yunus’undan Mevlana’sına, Pir Sultandan kalan bir huzur ikliminde yetişmiş meyveleriyiz bu toprakların. Farklı tatları ile
farklı biçim ve görünüşler de olsak da aynı toprağın, aynı suyun çiçekleriyiz ve bu bahçe hiç solmayacak, kanımızla sulansa da solmayacak.
Biliyorum tarih yalan söylemez çünkü yapamadılar. Ayıramadılar bizi koparamadılar, sınırlar çekseler de aramıza başaramadılar ve başaramayacaklar!
Diyorum ve bu gezintiyi burada bitiriyorum.
Şimdi kısa kısa bir kaç sözüm olacak iktidara;
Ø Öncelikle Üniversitelerde (evren kent) polis olmaz olmamalı, bu ülkede kimse bu tür baskıcı ve yıldırıcı politikalara soyunmasın.
Ø Sivil toplum örgütleri henüz daha önceki siyasi örgütlerin kadrolarından ve de ideolojilerinden kurtulmamışken, sizler aynı hatalara düşmeyin. Bırakın üyeleri kimleri istiyorsa onları seçsinler, demokrasi bunu gerektirir. Bu yönetim bana yakın değil diyerek, Devletleştiremezsiniz.
Ø Her siyasi görüş yaşamaya ve yayılmaya meyillidir. Buna baskı ile karşı koyamazsınız ki! Bunu en çok da sizin bilmeniz gerekir.
Ø İşte geldik yazının başlığına; biz bir bütün olan yüzdenin elli ikisi, ya da kırk sekiziyiz bir bütünün bir bütün yüzdenin. Ve bu yüzdeyi siz bölmemeli yaralama malısınız derim ben. Bence yani!
