Lider                                                                    kenan-aydın1

12 Eylül 1980. Günümüzde çok sık dillendirilen “beka sorunu”nun başlangıcıdır. Türkiye siyaseti bu tarihten itibaren yeni baştan düzenlenmiştir. Milli Görüş kadrolarından milletvekili bile seçilememiş Turgut Özal başbakan yapılmış, onunla birlikte karma ekonomi sisteminden cayılarak vahşi kapitalizme adım atılmıştır. Sık sık muhatap olduğumuz ekonomik kriz dönemlerinin temelleri de bu dönemde atılmıştır. %20 ile alınan enflasyon, Özal’la birlikte %80’lere tırmanmış ve 1999’a kadar halkın iliğini sömürmüştür.

99’da iktidara gelen üçlü koalisyon hükümeti, enflasyonla mücadeleyi birinci öncelik olarak ele almış, yoğun bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır. Enflasyon direnci, 2001’de bir finansman krizine yol açmış, Özal’dan gelen finans sorunlarının faturası koalisyon partilerine kesilmiştir.

Nihayet 2002’de Çin Seddinden duyulan bir ses, ülkeyi erken seçim havasına sokmuştur. O ses, bazı siyasetçilerin bir otel lobisinde Ecevitsiz ve MHP’siz bir hükümet kurmaya çalıştıklarını iddia ederek “iktidar değişecekse otel lobilerinde değil, sandıkta değişmelidir” demiştir. Son demokratik bir yaklaşımdır. Yürekten desteklenmiştir ancak…

Bu sesin sahibi, kendi partisinde muhaliflere tahammül edememiş ve onları ya partisinden atmış ya da seçimlerde seçilebilecek aday adaylarını aday yapmamıştır. Bu tahammülsüzlük sebebiyle partisi bir türlü oylarını arttıramamıştır. O halde yukarıdaki sözün demokrasi kaygısıyla söylenmediğini iddia edebiliriz.

Seçimlerde zaten malum olan sonuç gerçekleşmiş, üç iktidar partisi de barajı aşamamaıştır. Bunun üzerine sesin sahibi, istifa ettiğini açıklamış, oluşan baskı sonucunda da diğer partilerin liderleri de istifa etmek zorunda kalmışlardır. Kendisi geri dönmüş ama diğerleri dönememişlerdir. Halbuki bunlardan biri, partisini yeniden toparlayabilir, kıl payı kaçırdığı barajı bir sonraki seçimde aşabilirdi. Böylece Türkiye siyaseti, tek partili olmaktan kurtulabilirdi.

7 Haziran seçimleri bir koalisyonu gerekli kılmışken sesin sahibi, sonradan üzerlerini daksilleyeceği “kırmızı çizgiler” ortaya atmış, zaten koalisyon niyeti olmayan iktidar partisinin elini güçlendirmişti. Yenilenen seçimle de büyük oranda oy kaybetmiştir.

Bu ses, genel başkan olduğu günden beri siyasi ortamı hep aleyhine çevirebilme başarısını göstermiştir. Öngörüleri gerçekleşen, en zayıf durumlardan bile kazançla ayrılabilen kişilere lider denir. Demek ki mal varlığının olmaması liderlik için yeterli değilmiş, o ses sayesinde öğrendik.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir