Murat Özdağ ile ilgili göreve gelme süreci ve göreve geldiği ilk günlerdeki ziyaretim ve manevi desteğim herkes tarafından bilinmektedir. Bu konuyla alakalı görüşlerimi köşe yazımda belirtmiştim. Son günlerde yaşadıkları karşısında, seçildikten sonra gazetemize karşı aldığı tavır dolayısı ile ”tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış” misali bir durum söz konusu idi. Her iki taraf için de ben bundan sonra ki yaşamımda ne Murat Özdağ’ı görecek ne selam verecektim. Hatta cenazelerimize bile gitmeyi düşünmediğimden hakkında ne olumlu ne de olumsuz bir şey yazmama kararı almış, yönettiği odanın da reklam paylarından ve basın maillerinden kendi isteğimle çıkmıştım.
Gelinen noktada son bir kez daha yazı yazma gereği hasıl olmuştur. Özdağ’ın yaşadıkları normal bir süreç değildir. Ülke genelinde Cemaat diye bilinen ve yakıştırmayla FETÖ Terör örgütü ismini alan (Paralel) yapı ile hükumet arasında çıkan bir takım anlaşmazlıklar sonucu kriz yaşanmış, sonrasında da ülke genelinde neredeyse herkes bir anda vatan haini suçlaması ile karşı karşıya kalmıştır. Yaşanan süreç her iki taraf için de elbette bazı zorlukları karşı karşıya getirdi. Karşı komşusu ile yıllardır yiyip içen, düğün, dernek, çarşı pazar gezilen insanlar birbirleri ile kötü olmuşlar, selam vermeleri bile neredeyse sekteye uğramıştı. Bir gün öncesinde el ele, kol kola gezen, ülke için plan ve programları olan insanlar, nedeni bir türlü anlaşılamayan sebepten dolayı düşman oldular. Gücün resmi adı karşı tarafa yüklenmekte gecikmedi. Sonrasında teşkilatlardan gelen ince uyarıyla cemaatin tarifi altı rahmani, ortası ticari, üstü bölücü yakıştırması aldı.
Bu süreçte önceden listeler belirlendiği için yerel yönetimlerde bazı belediye başkanları, sivil toplum kuruluşları, oda başkanları, valiler, müdürler, genel sekreterler, rektörler, kaymakamlar gibi makamlara ortak paslaşma ile isimler atanmış ya da seçilmişti. Sürecin buraya geleceğini hiç kimse hesaba katmamıştı. Gemi batmış, hiç kimse ölmeden bir karaya çıkılmıştı. Şimdi sorun yeni başlıyordu, karada ne yapacaklardı? Bu süreç herkesi bir kenara çekmeye başlarken ortalık büyük bir sessizliğe büründü. Cemaat, bu fırtınada içimizi temizledik çıkışı ile ilk tepkileri verirken diğer taraftan ne istediniz de vermedik sesleri yükselmeye başladı. Tam bu sırada göz altına alınmalar da başladı ve sıra ilimize geldi. Sonuçta Kocaeli maddi anlamda önemli şehirlerden biriydi. Burada da bir şeylerin olduğu yada ”mutlaka vardır, olması gerekiyor” mantığı ile harekete geçildi ve operasyon başladı. Tam da KOTO’da Kırım’dan gelen ticaret erbabının ağırlanacağı sırada Kırım gibi bir ülkeye bizi küçük düşürecek bir zamanlama ile yapılan operasyon halk tarafından hiç hoş karşılanmadı. Madem böyle bir şey yapacaksınız, bir hafta öncesinden yapın, kol kırılır yen içinde kalır mantığını işletseydiniz daha iyi olurdu. Şimdi Kırımlı iş adamları gittiler, ülkelerinde anlatıyorlardır: Bir gittik arkadaş; başkanı, meclis başkanını ve bazı meclis üyelerini polis aldı, şoka uğradık, neye uğradığımızı şaşırdık. Neyse konumuza dönelim. O vakit yurt dışında olan Özdağ, -konudan haberi var mı, yok mu bilemiyorum-savcılığa avukatı vasıtasıyla en kısa sürede döneceğim, ifademi vereceğim, demiştir. Geldi de. Gelişi sırasında yaşananlar yine aynı bilinçli bir itibarsızlaştırma çalışması. Bu adam bir aile babası, yüzlerce çalışanı var. Hali hazırda bir odanın yönetim kurulu başkanı. Aksi ispatlanana kadar herkes suçsuzdur, sözü yine havada kaldı ve savcı Özdağ’ın ifadesini aldı. Özdağ kefaletle serbest kaldı. Yurt dışına çıkma yasağı geldi. Zaten kaçacağını da sanmıyorum. Muhtemelen de Savcıya ifadesinde şunları söyledi: Sayın Savcım, ben ticaret adamıyım. İşim gereği her kesimle görüş alışverişi ve ticaret yaparım. Sağcısı, solcusu, Süleymancısı,
Bundan sonrası yargının kararıdır.
Özdağ, beklentilerin aksine asla istifa etmemeli. Bundan sonrası için de önümüzdeki günlerde yapılacak oda seçimlerinde de yeniden bir dönemliğine aday olması gerektiğini düşünüyorum.
Adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Büyük geçmiş olsun Murat Özdağ