İnsanın yaradılış gayesi yeme içme ve dünyevi arzular mıdır? Yoksa ezelde başı ve sonu belli olan fakat kendisinin bilemediği bir bir süreç içerisinde baki kalacak olan kubbede hoş bir seda bırakmak mı olmalı…
Kişi ben’lik duygusundan arınırsa hoş bir seda bırakabilir. Fakat ben’lik duygusuna kapılıp üç günlük dünyanın geçmiş bir günü, yaşadığı bir günü ve kalan bir günü için hırsına ve nefsine esir olursa helak olup gider…
Bunun içindir ki kişi kalem gibi olmalı… Hem her zaman dimdik bir duruş içerisinde hem de asil ve zarif vakar içerisinde bulunmalı. Kalemin ucundan akan mürekkep gibi çizmeli hayatı. İlmek ilmek işlemeli bir nakkaş edasıyla. Mum dibine ışık vermez sözlerine inat önce dibinden başlamalı aydınlatmaya kalem hayatıyla, çizgisiyle, yazılarıyla, duruşuyla.
Teknolojinin hayatımızı neredeyse tamamen esir aldığı günümüzde unuttuğumuz bir parçamızdı aslında Kalem. Şimdiler de bilgisayar başında, dizüstü bilgisayarlar da, tabletlerde hatta ve hatta cep telefonlarında parmaklarımızın ucuyla dokunduğumuz soğuk ve mana yükü olmayan kelimeleri beyaz a dört kağıdına parmaklarımızın arasına aldığımız kalemle beynimizden geçen kelimeleri cümleler halinde ve yüreğimizle kağıda işlediğimiz aracın adıydı kalem.
Kimi zaman yârine yazılan gül kokulu kağıtlarla gül kokulu mürekkebin saklandığı sevgiydi kalem. Kimi zaman bir er mektubu olur üzerinde görüldü mührüyle birlikte. Kimi zaman bir arzuhal ilan etme kişinin maşukuna kavuşma anıydı kalem.
Tarihe düşülen notların adıydı kalem. Yapılan savaşların kazanılan zaferlerin alınan yenilgilerin ve en önemlisi var oluşun içerisinde bunların hepsinin bildirilme anıydı kalem. Yeri geldi sevdaya dair gül oldu yeri geldi darağacına giden yol oldu kalem.
Ve insan kendisine pay biçmeli kalemden. Kalem gibi dik duruş sergilemeli hayata her ne olursa olsun. Kalem gibi yön vermeli hayata yaşayışıyla, çizgileriyle ve en önemlisi duruşuyla. Kalem gibi dimdik olmalı her zaman. Zamana göre değil zaman ona göre şekillenmeli.
Kalem gibi çeşitli olmalı insanın hayatında dostları. Ve insan dostlarını iyi seçmeli yeri geldiğinde iki satır yazıyı beraber kaleme alabilmeli dostlarıyla ya da kalemle yazı yazdırabilecek dostları olmalı insanın…
Selam ve Dua ile…
Eyvallah Fatih Bey… Kalem ne ise yazın hayatında, kılıç da o idi düşmana karşı seferber olurken… Bir gün tüfek icâd edildi, olanlar oldu… Bilek gücünün yerini arkadan vurmalar, sinsi planlar aldı… ve bir gün bilgisayar, ipad, wordpad, touchpad, imac icad edildi… Gül kokulu mektubları bilen var mıdır, hatırlayan kalmış mıdır?… O ne ola ki aceb? Diyenler olabilir… Bir kalemi olmalı insanın ve bir kalem gibi duruşu… Eyvallah… Bazen yazarım ben de ve bu yazınızı aklımda bir yerde saklı tutacağım… Yüreğinize sağlık… Vesselam…
Çok teşekkür ederim. Elimiz kalem tuttuğunca yazıyoruz yada yazmaya çalışıyoruz…
Çok teşekkür ederim. Elimizden geldiğince kendi çapımızda yazmaya ve karalamaya devam ediyoruz. Kalem ve Kelam ehli olmak duasıyla inşallah.
Kalem gibi dostumuza selâm olsun .
Teşekkür ederim üstadım…
Kalem gibi olmak önemli de o kalemin yazdığını doğru okumak da o kadar önemlidir.
Günümüzde hızlı okuma adına yazılanı kavramadan, akletmeden okuyup geçmek adetten oldu.
Yazılanı doğru okumanın ötesinde satır aralarını da okuyabilmek, perde arkasını kavrayabilmek, açıkça söylenemeyeni-yazılamayanı deşifre edebilmek aslında yetenek isteyen bir durumdur. Batılılar “intellektüel” derken “satır aralarını okuyabilen”, okurken bir ötesini anlayabilen aydın insanı tarif etmektedir.
Kur’an-ı Kerim “”OKU” emri ile başlamadı mı?
Bunun bir önemi olmalıdır.
“Yazmak ve okumak”, “kalem ve okur” ayrılmaz ve vazgeçilmez bütünlerdir.
Selamlar.
Çok haklısınız. Yarış atı gibi okumaktansa okuduğunu anlayarak okumak satır aralarında ki ayrıntıları görmek ve anlamak… Marifet o aslında…