Galile, herkesin dünyanın bir öküzlerin omuzlarında olup düz bir tepsiye benzediğini BİLDİĞİ bir sırada “dünya yuvarlak ve dönüyor” demiş, ölüm cezasına çarptırılmıştır. Sonradan haklı olduğu anlaşılmış ve günümüzde SAÇMA gibi gelen bazı düşüncelerin doğru olabileceği fikri oluşmuştur. Bugün Avrupa’da Galile’nin açtığı bu ekol üzerinde yürünmektedir.
İslam dünyasında da bazı ekol kurucular vardır. Bunların en bilineni İbn-i Sina’dır. Tıp alanında yepyeni bir ekol kurmuş ama takipçisi olmamıştır. Bir diğeri El Cebir’dir. Matematikte kendi adıyla bilinen hesaplama sistemini geliştirmiştir. Onun da takipçisi yoktur ama Hallacı Mansur bir din ekolü kurmuş ve bugün de takipçileri (cemaat ve tarikatlar) bulunmaktadır.
Bilimde sürekliliği yakalayamayan İslam dünyası, ateist felsefenin oluşturduğu teknolojiye mahkûm durumdadır. Bilimde bir varlık gösterememenin çok da önemi yoktur. Nasıl olsa el yapıyor, biz kullanıyoruz.
İş Türkçeye gelince durum değişmektedir. Türkçe eloğlunun umurunda değildir. Bu konuda ne yapılacaksa Türkler tarafından yapılmak zorundadır. Bir şey yapılıyor mu?
Yaklaşık bin yıl önce Kaşgarlı Mahmut; araştırmış, incelemiş ve Divan-u Lügat-it Türk adıyla derlemiştir. Sonra… Sonrası yok. Bu yüzden de Türkçe hâlâ bilimsel bir zemine oturabilmiş değildir.
“Türkçenin sorunları vardır.” Bunu herkes söylüyor. Bir sorun varsa çözümü de olmalıdır. Şimdilik tek çözüm kitabı “Türkçeye Mühendis Eli Değdi” kitabımızdır. O da küçücük bir çözüm paketi sunmaktadır.
Türkçe bu haliyle devam ederse yok olmaya, Türkler de uluslararası bir topluluğa dönüşmeye mahkûm olacaklardır.
