Kara olan hasretini mart ayına erteleyenlerinde umutları tükenirken…
Uçsuz bucaksız alabildiğine beyazlığın adıdır kar. Kimi hikâyelerde saflığı, temizliği, masumiyeti kimi hikâyelerde ise zorluğu, çileyi, mahrumiyeti simgeler. Bir gün çilesi bol, mağduru çok, zorluğu pek bir beyazlık düştü mü yeryüzüne, artık onun adı kara kış olur. Kara kış geldi derler…
Oysa ondaki beyazlık gözlerin akından bile daha parlaktır. O yeryüzünde durduğu sürece sabra, tahammüle, yardımlaşmaya, dikkatli olmaya vesile olandır.
Kara kış…
Nasıl kara ki göklerden süzülerek yeryüzüne bir armağan gibi inen bu beyaz şölen tüm karanlıkları boğmuş ve aydınlığa çevirmiştir.
Üstelik yeryüzüne değmeyi görsün. Nice kötülüğe, zulme, pisliğe şahitlik etmiş toprak o asil beyazlık sayesinde arınır, temizlenir, güzelleşir, dinçleşir.
İşte bu yeryüzü için bahar öncesi bir temizliktir.
Sizi bilmem ama ben, o kara kışı görmeyi isterdim dostlar. Lapa lapa yağan kar sağanağı altında yüzümü göğe çevirip o beyaz tanecikleri yutmayı çok isterdim.
Öyle ya, toprağı temizleyen topraktan olanı neden temizlemesin ki?
Bu sene maalesef ki şehir kara doyamadı. Kara kış ise buralara hiç uğramadı. İsterdim dostlar ve biliyorum ki pek çok kişide isterdi, fakat nasip olmadı. Hasretini çeken bizlere ise hayalini kurmak kaldı.
Öyleyse bir kış günü hayal edin dostlar…
Onlarca rengin bir gecede tek renge dönüştüğü, yeryüzü beyaz bir örtüye bürünürken havanın artık insanları üşüttüğü bir kış günü…
“Kar yağmış” diye haykıran bir çocuğun tatlı çığlığı oda oda gezinip bütün eve yayılırken büyüklerin dahi merakla cam kenarına üşüştüğü bir kış günü…
Dededen toruna kadar tam üç kuşağın bir arada bulunduğu, bacasından dumanlar tüterken asıl sıcaklığın yüreklerde olduğu, bembeyaz bir kuşatmanın tam ortasındayken bile huzurun insanları çepeçevre sardığı bir kış günü…
Hayal edin dostlar…
Sabahın aydınlığı göz kamaştırırken güneşin hala ortaya çıkmadığı, kimi insanların evlerini örten o beyaz önlüğü yırtarak parça parça aşağıya dökmek niyetiyle çatılarda dolaştığı, konacak ufak bir toprak parçası dahi bulamayan serçelere kırıntı dolu sığınakların kazıldığı bir kış günü…
Güneşten ümidini kesen annelerin kalorifer peteklerini ıslak çamaşırlarla doldurduğu, bunu gören babalarında soğuktan daha çok şikâyet eder olduğu, omuzlara atılan battaniyeler tüm bedeni sararken sarılacak bir parça bez bulamayan ellerin uzun nefeslerle ısıtıldığı bir kış günü…
Hayal edin dostlar…
Yataktan çıkmak istemeyene bahane olan, işe gitmek için aceleye gerek duyulmayan ve böylece tüm aileyi kahvaltı sofrasında buluşturan bir kış günü…
Çocuklarına kardan bile olsa adamlığı öğreten babaların, kaldırımda ilk iz bırakan olmak için yürüyüşe çıkmış insanların, ilerideki bayırda kaymak için sıra bekleyen küçüklerin, onlara nasıl kayılacağını göstermek bahanesiyle pistten bir türlü çıkmayan büyüklerin anılarıyla dolu bir kış günü…
Hayalinizdeki; lekesiz, bembeyaz, tertemiz bir kış günü olsun dostlar. Toprağa değmese bile hayallerimize yağıp zihnimizi temizleyen bir kış günü…
Yarın (22.03.2018) Regaip kandili ve bizler bahara yeni yeni merhaba dediğimiz şu günleri yaşıyoruz. Toprağa serilip onun kirini pasını temizleyen kar misali dilimizden kalbimize doğru lapa lapa tövbeler yağdırmak ve bu sayede geçmiş günahlarımızı affettirebilmek yani bahar öncesi manevi temizlik yapabilmek umuduyla…
Değerli vaktini ayırıp bu yazımı okuyan herkese ve tüm insanlara hayırlı kandiller dilerim…
Konuk Yazar: Aras Asiloğlu
